Mit ve Mitoloji

Bu Forumda Anadolu'da Yaşamış Medeniyetlerin Mitolojilerini Paylaşacağız.

Moderatörler: SeRHaT21, OzaN, MaTRaX, MustanG, SEYRANİ

Kullanıcı avatarı
ERSAGUN
PROFESYONEL
PROFESYONEL
Mesajlar: 26
Kayıt: 26 May 2009, 22:24

Mit ve Mitoloji

Okunmamış mesaj gönderen ERSAGUN » 01 Haz 2009, 23:52

Mitos (mythos), Yunancada söz, öykü anlamına gelir. Mitoslar, ilkel insan topluluklarının, evreni, dünyayı ve doğa olaylarını kişileştirerek yorumlamak, henüz sırrını çözemedikleri yaşamın ve evrenin çeşitli görüntülerini bir anlam kolaylığına bağlamak gereksiniminden doğmuş öykülerdir.

Kaynaklandığı topluluğun kültürel özelliklerini ve dinsel inanışlarını açıklayan mitler, evrenin oluşumu, ilk insanın ortaya çıkışı, yeryüzü ve gökyüzü tanrıları, yeryüzünün oluşumu, bitki ve hayvanların, denizlerin, dağların, ormanların yaratılışı, ölümlülerin yaşadığı dünyanın bir tufanla yok edilişi, alışılmadık güçlere sahip kahramanların kötülerle mücadelesi gibi öyküler, hemen hemen tüm toplumların mitolojilerinde farklı sembolik anlatımlarla karşımıza çıkan ortak konulardır.

19. yüzyılın ikinci yarısında söylencebilimsel ve bilimsel düşlünce alanında araştırmalar yapan Sir James Frazer, Altın Dal adlı yapıtında: ‘‘Gerçek mitlerin dünyanın ve insanın orijini, yıldızların hareketi, bitkilerin birbirini izleyen değişiklikleri, hava olayları, güneş ve ay tutulması, rüzgârlar, ateşin keşfi, faydalı sanatların bulunuşu ve ölümün gizemiyle ilgili olduğunu” söyler.

Hemen her toplum içinde yaşadığı çevre koşulları, üretim ilişkileri, kültürel yapılanma ve dünya görüşünün ifadesi olarak mitolojisini oluşturmuştur.

Mit: Mitlerin temelindeki düşünce, olumsuz olarak nitelendirilen etkilerden ve olaylardan korunup, olumlu olana yaklaşmadır. Korunmayı amaçlayan mitler, inanç ve bağlılık gösterme esasına dayanmaktadır. Mitler doğaüstü varlıkların etkinliğini ortaya koyarken; bu doğaüstü varlıkların yaptıklarının kutsallığnı ya da sadece olağanüstü olma özelliğini anlatır.

Yerkürenin, hayvanların ve bitkilerin oluşumunun yanı sıra, insanların ne olduğunu, nasıl yaşadığı, ölümün kaynağını anlatan ve insanların neden ölümlü olduğunu açıklayan mitler de vardır. İnsana geçmiş ve gelecekle bir bağ kurma olanağı veren mitler, gerçek dünyaya sıkı sıkıya bağlıdır. Mitler insanların yararlandığı ya da zarar gördüğü doğa olaylarını konu edinirken, zaman zaman da doğa olaylarının kendileri birer mit haline gelir. Mitler, insanoğlunu sürekli bir gerçekliğin parçası olduğuna inandırarak güven duygusu verir.

En eski zamanlara ait olan, insan topluluklarının aktara aktara bugüne getirdiği, insanların, şehirlerin, dünyaların, tanrıların ve evrenlerin nasıl ortaya çıkmış olduklarını anlatan hikâye, hikâyeler, bu süreçte başka işlevler de yüklendiler. Evreni, dünyayı, tanrıları ve insanı, yani açıklanamaz olanı anlatıp, açıkladılar. Bununla kalmayıp inandırdılar, bu inanışın gerektirdiği davranışları belirleyip kurumsallaştırdılar; insanlar arası ve (bu ve öteki) dünyalar arası ilişkileri düzene koydular. Geçmişten geldiler, ama hep bugüne ait oldular. Anlattıkları olayların özel yanları silindi, unutuldu; hep daha fazla genelleştiler, bugünde yaşayanlar için örnek haline geldiler. Ancak dikkat edilmeli, bu hikâyeler mit adını almadılar, bu ad altında sınıflandırılıp ona göre anlamlı kılınmadılar. Bu hikâyelere inanıldı. Nasıl ve niye inanıldığı da, bu inanışın hakiki olup olmadığı da sorulabilir… Fakat toplumlar bu hikâyeleri anlattı, aktardı; anlatır ve aktarırken, toplumda oluşan yeni ağırlıklara göre hikâye farklılaştı, değişti. Yeni kesitler eklendi, kimi kesitler atıldı. Toplumların örgütlenişi ve sürekliliği açısından bu hikâyeye inanış işlevsel ve kendiliğinden olduğu ölçüde hikâye de varoluşunu sürdürdü.

Mitler; insan doğasını, psikolojisini, ihtiyaçlarını, isteklerini ve korkularını yansıtır. Her zaman geçerliliğini koruyan; ben kimim? Yaşam nedir? Yaşamım sona erdiğinde ne olacak?... gibi çoğaltılabilecek sorulara kültürel değişiklik gösteren yanıtlar verir, kaynaklandığı topluluğun esenliğini sağlama, doğaüstü güçlerden korunma ve geleneğin devamlılığını sağlama işlevini yüklenir. İnsanlık için büyük işler başaran, olağanüstü güçlere sahip kişilerin maceralarını anlatırken, örnek alınacak davranış biçimleri sunar. Tufan mitleri, menşe (orijin) mitleri, ahlak mitleri, ölümden sonra yaşam (eskatalogya) mitleri gibi, konuları ve işlevleri bakımından farklı şekillerde sınıflandırılmış olan mitler, ayrıca içinde bulundukları coğrafya ve kültürlere göre de çeşitlilik gösterir.

Hemen hemen tüm kültürlerin mitolojilerinde rastlanan yaratılış (kozmogoni) mitleri; evrenin neden ve nasıl yaratıldığı gibi konuları ele alır ve insanların köken sahibi olma ihtiyacını tatmin etmeyi amaçlar. Bereket, av ve ziraat mitleri toprağı işleme, mahsul alma gibi hayatın devamlılığının sağlanmasında önemli rol oynayan bilgilerin sonraki nesillere aktarılmasını sağlar.

İnsanın, dünyanın ve yaşamın doğaüstü bir öyküsü ve kökeni bulunduğunu ortaya koyan mitler, geleneği güçlendirirken, insanın kendisine, doğaya ve geleneğe saygı duymasını sağlayarak yaşamını anlamlı kılar.

Mitler, destanların içinde yaşamalarına devam ettikleri gibi, bazıları zamanla özelliklerini yitirerek masal ve efsaneye dönüşmüşlerdir.

Mitoloji: Mitoloji, mitlerin ortaya çıkışını, yaşadığı değişimleri inceleyen ve onları yorumlayan bir bilimdir. Farklı toplumların mitsel öykülerini inceleyerek karşılaştırmalar yapan mitoloji, bu alandaki ürünleri kategorize eder. Çok tanrıcı ilkçağ inançlarının tanrılarının, yarı-tanrılarının ve kahramanlarının tarihini kapsayan ve onları inceleyerek yorumlayan mitoloji, dört kola ayrılır: Tanrıların nasıl oluştuklarını inceleyen Teogoni, evrenin nasıl oluştuğunu inceleyen Kozmogoni, insanın nasıl oluştuğunu inceleyen Antropogoni ve bütün bunların geleceğini inceleyen Eskataloji. ‹lkçağ insanlarının bilim öncesi düşsel ve varsayımsal açıklamalarını toplayan ve inceleyen bütün bu bilimleri kapsayan mitoloji deyimi ilkin sadece klasik eskiçağ inançlarını kapsadı. Çeşitli mitolojiler başlıca konuları olan mitosların (hayal ürünü olan söz) epos (sanatlı söz) ve logoslarla (gerçeğe dayanan söz) kaynaşmış bulunduğunu da saptamaktadır. Eşdeyişle her mitos bir ölçüde bir sanat ürünü ve bir ölçüde de gerçekle ilgilidir.”

Mit motişerinin saptanabildiği şiir, tiyatro, bale, resim, heykel, dekoratif sanatlar gibi tüm kültür olgularının yanı sıra, mit bilimiyle ilgili bilgiyi hazırlamaya çalışşan tarihsel, eleştirel, kurgusal metinler de mitoloji araştırmalarının konusunu oluşturur. Bu araştırmalarda, kültürün başlangıcında ve tarihi süreçte, mitin önemi irdelenir. Mitoloji araştırmalarının en önemli sebeplerinden biri, insan hayatında mitin oynadığı rolün merak edilmesidir.

Mitos terimi Aristo’nun Poetika’sında öykü ve olay anlamında kullanılmıştır. 17. yüzyılın sonlarında, G.V.Vico’nun Yeni Bilim adlı eseriyle ilk karşılaştırmalı mitoloji araştırmaları başlamıştır. 19. yüzyıla kadar Batı’da ‘mit’ terimi, uydurma ya da tarih bakımından doğru olmayan anlamına gelmiştir.

19. yy. mitoloji araştırmalarında antropologlar, mitos ile ayin arasındaki ilişki üzerinde durmuşlardır. Tylor’a göre mitos, ayinleri açıklamak üzere oluşan bilinçli anlatılardır. J. Frazer ise Altın Dal adlı yapıtında, mitosun, ayinin bilinçli olarak kurgulanmış açıklamaları değil, geç biçimleri olduğu sonucuna varmıştır.

Mitosu, bir ‘toplumsal karakter’ olarak yorumlayan Malinowski’ye göre ise, mitos simgesel değil, ait olduğu konunun doğrudan ifadesidir ve ilkel kültürde vazgeçilmez bir işlevi yerine getirmektedir. Freud, mitosları insanların bilinçaltı istek, korku ve iç çatışmalarının bir yansıması olarak görmüş ve mitosların simgesel yanını ön plana çıkarmıştır.

Freud’un izinden giden Jung ve Joseph Campbell ise mitosların evrensel yönünü vurgulayarak, onları, kolektif bilinçaltının yansıması olarak görmüşlerdir.

Levi-Strauss, mitosu insanlığın kültürel ve toplumsal sistemlerinin altında yatan evrensel ilkelerin işleyişinin bir örneği olarak görmüştür.

M. Eliade’ye göre mitos, zamanın başlangıcında olan olayların periyodik olarak yeniden canlandırıldığı törenler için bir modeldir.

Mitoloji araştırmaları, çok geniş bir alanı kapsar. Daha sonraki günlerde devamı gelecek...

Gönül Dünyasına Gidip Dönenlerden Sor Beni,
Belki Aktır Belki Kara Tutar Söyler Der Beni,
Muhabbetin Sofrasında Kurduk Büyük Kaleyi,
Şu Nefsime Fırsat Verme Fırsat Bulur Yer Beni...

tonaz
PROFESYONEL
PROFESYONEL
Mesajlar: 73
Kayıt: 28 May 2009, 16:23

Re: Mit ve Mitoloji

Okunmamış mesaj gönderen tonaz » 02 Haz 2009, 09:31

emegine saglık devamını bekleriz

Okan
Mesajlar: 909
Kayıt: 29 May 2009, 22:52

Re: Mit ve Mitoloji

Okunmamış mesaj gönderen Okan » 05 Haz 2009, 12:35

ERSAGUN KARDEŞİM PAYLAŞIMIN İÇİN TEŞEKKÜRLER
OrTAmıN bİtTİği YeRDe BiZ BaşlARIz TarZImıZ içİN ÖlüR ŞekLİmİZ İçiN YaŞArıZ..



Kullanıcı avatarı
AraşTIRmaCI
Mesajlar: 853
Kayıt: 26 May 2009, 22:08

Re: Mit ve Mitoloji

Okunmamış mesaj gönderen AraşTIRmaCI » 05 Haz 2009, 21:12

PAYLAŞIMIN İÇİN TEŞEKKÜRLER KARDEŞ....
..........THE LAST EXPLORERS............


http://www.definem.org Ana Sayfamızdaki Define İşaretlerimize Yorumlarınızı Bekliyoruz.

Lütfen Facebook Sayfamıza Katılarak ve Arkadaşlarınıza Önererek Destek Veriniz...

http://www.facebook.com/Definem.org

Kullanıcı avatarı
ERSAGUN
PROFESYONEL
PROFESYONEL
Mesajlar: 26
Kayıt: 26 May 2009, 22:24

Re: Mit ve Mitoloji

Okunmamış mesaj gönderen ERSAGUN » 21 Haz 2009, 00:33

Sağolun Kardeşlerim Eyvallah... Kaldığımız yerden devam ediyoruz...

Gönül Dünyasına Gidip Dönenlerden Sor Beni,
Belki Aktır Belki Kara Tutar Söyler Der Beni,
Muhabbetin Sofrasında Kurduk Büyük Kaleyi,
Şu Nefsime Fırsat Verme Fırsat Bulur Yer Beni...

Kullanıcı avatarı
ERSAGUN
PROFESYONEL
PROFESYONEL
Mesajlar: 26
Kayıt: 26 May 2009, 22:24

Mitolojik Anlatılarda Ortak Temalar

Okunmamış mesaj gönderen ERSAGUN » 21 Haz 2009, 01:08

Mitolojiler, su, hava, ateş ve toprak yani hayatın devamlılığında kaçınılmaz bir yeri olan temel elementlerin etrafında şekillenir. Doğa olayları, gök cisimleri, hayvanlar, bitkiler, dağlar, kayalar, denizler, ırmaklar kişileştirilerek ve kutsallık atfedilerek mitolojilerin konusu olur. İlkçağ kültürlerinin mitolojilerine konu olan ortak temalar sınırsız sayıdadır. Ancak bu bölümde güneş, ay, su, tufan, hayvan, bitki ve ağaç temaları ele alınacaktır.

Güneş: Güneş, antik çağ uygarlıklarının hemen hemen hepsinde tanrılaştırılmış bir güç olarak karşımıza çıkar. Mitolojilerde tanrılar, yarı-tanrılar, kahramanlar güneşle özdeşleştirilmiş; seçilmiş kişilerin, imparatorların, kralların güneş soyundan geldiğine inanılmıştır. Güneş: Çok tanrılı uygarlıkların mitolojilerinde genellikle baş tanrı veya ondan sonraki tanrıları temsil eden eril bir gök varlığı simgesidir. Ra, Osiris, Mitra, Helios, fiarruma (Telepinu), Apollon gibi... Işığın, sıcaklığın, yaşamın kaynağı, ateşin doğurucusu, korku ve sevinç veren göğün kalbi, tanrının her şeyi gören gözü, kozmik aklın, dengenin, ölçünün, adaletin, bilinç üstünün sembolüdür. Ayrıca soyut geometrik biçimlerin de esin kaynağıdır. Eski Mısır’ın uğurlu böceği Scarabe de güneş sembollerinden biridir.

Ay: Hemen hemen bütün mitolojilere konu olan ay, dişil bir güç olarak düşünülmüş, bereketin ve doğurganlığın sembolü olmuştur. Ay büyür, küçülür, kaybolur, tüm evrene hükmeden oluşum, doğum ve ölüm yasasına boyun eğer.... Ama bu ‘ölümün’ ardından yeniden doğuş gelir; ‘yeni ay’. Ayın karanlıklara gömülmesi kesin bir son değildir.... Sürekli olarak ilk biçime geri dönmek, bu sonsuz döngüsellik, ayın, yaşamın ritimlerini mükemmel bir biçimde temsil eden bir gök cismi olmasına neden olmuştur. Sürekli oluşum yasasıyla yönlendirilen tümkozmik düzlemleri –sular, yağmur, bitkiler, bereket– denetlemesi şaşırtıcı değildir. Ay tanrıçası; Yunan mitolojisinde Artemis, Roma’da Diana, İran’da Anahita, Azteklerde Coyolxauhqui gibi farklı isimler alarak hemen her mitolojide karşımıza çıkar. Ayın bereket getirme, döngüsel yaratılışı, tükenmez yaşamı temsil etme niteliği çok açıktır. Büyük bereket tanrılarını temsil eden öküz boynuzları, tanrısal Magna Mater’in ambleminin simgesidir. Neolitik çağda, ister ikonlarda, ister öküz biçimli putlarda olsun, göründükleri her yerde büyük bereket tanrıçasını işaret etmişlerdir. Oysa boynuz, yeni ayın imgesinden başka bir şey değildir.

Su: Su, bütün potansiyel ve üretken güçleri temsil eder, sular tüm varoluşun kaynağıdır. Su, bütün kültürlerde: Kozmogonide, mitlerde, ritüellerde ve ikonografide her zaman aynı işlevi görür; her biçimin öncülü, her yaratının desteğidir.

Erginlenme ritüellerinde su bir ‘yeniden doğum’ bahşeder; büyüsel ritüellerde iyileştirir, cenaze törenlerinde ölümden sonra doğumu garantiler. Bütün potansiyel güçleri kendinde toplayan su (‘hayat suyu’) yaşamın simgesidir. … Ayın ve suyun ritimleri aynı kaderi paylaşır, tüm biçimlerin düzenli aralıklarla görünüp kaybolmasını yönetir, evrene döngüsel yapısını kazandırır. Bu nedenle tarihöncesi çağlardan beri su-ay- kadın üçlüsü hem evrenin hem de insan üretkenliğinin yörüngesini biçimlendirir gibi görünmektedir. …Spiral, sümüklü böcek (ay amblemi), kadın- su- balık yapısal olarak tüm kozmik düzlemlerde aynı doğurganlık simgelerini paylaşırlar.

Su, tüm yaşam düzlemlerinde hayatın ve büyümenin kaynağıdır. Hint mitolojisinde Narayana’nın göbeğinden çıkan kozmik ağaca tutunarak yüzdüğü ilk su temasının pek çok versiyonu vardır.

Babil kozmogonisinde de, su kaosu, ezeli okyanus, apsu ve tiamat temaları vardır; apsu daha sonra üzerinde yeryüzünün yüzeceği tatlı su okyanusunun kişileştirilmiş halidir; tiamat, canavarların bulunduğu tuzlu ve acı su denizidir. Dünyaların doğduğu ilksel sularla ilgili geleneğin, eski ve ‘ilkel’ kozmogoni mitlerinde pek çok farklı versiyonu bulunabilir.

Suda yoğunlaşmış mutlak gerçekliği temsil eden, deniz hayvanları, özellikle balıklar ve deniz canavarları kutsaldır: “Ejderhalar, yılanlar, kabuklu deniz hayvanları, yunuslar ve balıklar su amblemleridirler; okyanusun derinliklerinde barınan bu hayvanlar derinliğin kutsal gücüyle sarmalanmışlardır; göllerde uyurken ya da nehirleri geçerken yağmuru, nemi, seli dünyanın bir o yanına bir bu yanına dağıtır ve dünya üzerindeki bereketi kontrol ederler. Ejderhalar, bulutlarda ve göllerde yaşarlar, yıldırımın efendileridir; göğün sularını boşaltır ve tarlalara ve
kadınlara bereket dağıtırlar.

Çin ve Güneydoğu Asya kültürlerinde ejderha ve yılan ritmik yaşamın simgesidir; çünkü ejderha yaşamla uyum içindeki dalgalanmalarıyla yaşamı besleyen ve uygarlıkları doğuran suyun ruhunun simgesidir.

Biçimi olan her şey sudan çıkmıştır ve suyun üstündedir. Buna karşılık, sudan çıkan her biçim, artık potansiyel değildir; böylece ‘her biçim’ zamanın ve yaşamın kurallarının eline düşer; sınırlanır, tarihe dâhil olur, evrensel geleceğin bir parçası olur ve özünden koparak yok olur; tabii eğer düzenli olarak suyun içinde eriyip giderek yeniden canlanmaz, kozmogoninin ardından gelen ‘tufan’ tekrarlanmazsa. Suyla arınma ve yıkanma ritüelinin amacı yaratılışın meydana geldiği zamanı, yani in illo tempore’yi canlandırmaktır; dünyanın ya da ‘yeni insanın’ doğumunun simgesel tekrarlarıdırlar.

Tufan: Tufan inanışlarının hepsinde, insanlığın suyun altında kalması ve yeni bir insan ırkının ve yeni bir dönemin kuruluşu düşüncesi vardır. Evren ve tarih döngüsü kavramına gönderme yaparlar: Bir felaketle son bulan eski dönem ve ‘yeni insanların’ hükmettiği yeni dönem. Bu döngü kavramı, ay mitlerinin su baskını ve tufan temalarıyla bir arada alınmasıyla da doğrulanır; ay mükemmel bir ritmik devir, ölüm ve yeniden doğuş simgesidir.

‘Kötülükler’ ve ‘günahlar’ insanlığın biçimini bozar; tohumdan ve yaratıcı güçlerinden yoksun kalan insanlık söner, kısır ve yıpranmış kalır. Alt insan biçimlerine yavaş bir dönüşün yerine tufan, suların içinde kalarak anlık bir yok oluş getirir. Böylece ‘günahlar’ arındırılır ve suyun içinde yeni ve canlı bir yaşam doğar. Tufan; Sümerler, Yunanlılar, Mayalarda ve daha birçok kültürde sıkça yinelenen mitsel bir motiftir.

Hayvanlar: Mitolojilerde hem gerçek, hem de kurmaca hayvanlara sıkça rastlarız: Mısır tanrıları çeşitli hayvanlarla simgelenmiştir. Ptah ve Osiris Apis Öküzünde belirmektedir. Hathor inek, Horus leylek, Ganesh fil, Thoth maymun, Kepre bok böceği kafalıdır. Yunan tanrılarının yanlarından hiç ayırmadığı çeşitli hayvanlar vardır: Zeus’un kartalı, Athena’nın baykuşu, Apollon’un kertenkelesi bu gibi tanrı arkadaşı hayvanlara örnektir. Yunan tanrılarının çoğu çeşitli serüvenlerinde çeşitli hayvan kılıklarına girerler; Zeus kuğu kılığına girerek Leda’yı, boğa kılığına girerek Europa’yı kaçırır, İo inek kılığına girerek dünyayı dolaşır. Hint tanrıları ve Buda çeşitli Avatarlarında çeşitli hayvan kılığına bürünürler. Mısır inançlarında tanrı Ra bir yumurtadan kaz biçiminde çıkar ve uçmaya başlar. Onun uçuşuyla göğün karanlığı aydınlanır ve yeryüzü canlanır. Çinlilerin ejderleri, Hintlilerin naga adlı çok kafalı yılanları, makara adlı deniz canavarları, Garuda adlı acayip kuşları bu hayal ürünü hayvanlardandır.

Çeşitli dinsel ve büyüsel etkileri bulunduğuna inanılan mitolojik bir kuş olan Zümrüdüanka; kaynağı Eski Mısır inançlarında bulunmakla beraber, Çin’den İran mitolojisine ve Müslümanlıktan Hıristiyanlığa kadar geniş bir inanç alanında yer alır. Altın renkli, uzun tüylü, kocaman, güzel sesli bir kuş olarak tanımlanan Anka’nın, öleceği zaman yuvasını ateşe verip kendisini yaktığına, o yanarken, genç Anka kuşunun meydana geldiğine inanılır. Çeşitli kültürlerde Anka, Semender, Phoenix, Tuğrul, Hüma, Simurg, Anka-yi Mugrib, Sirenk, Zümrüt ve Zümrüdüanka gibi değişik isimlerle karşımıza çıkan bu mitolojik kuş, yeniden doğuşun simgesi sayılmıştır.

Ağaçlar ve Bitkiler: Mitolojilerde, inanışlarda, mistisizmde ve halk sanatlarında yaygın bir motif olarak kullanılan ağaçlara ve bitkilere kutsallık atfedildiğini görürüz. Ağaç da su ve toprak gibi ilk insanlara yaşam döngüsünün (ölüp-dirilme) simgesi olarak görülmüştü. İlkbaharda yenileniyor, yazın meyve veriyor, sonbaharda soluyor ve kışın da ölüyordu. Sonra gene ilkbaharda canlanıyordu. Sümerler, evreni ağaç biçiminde tasarlıyordu. Yahudilerde cennette bir
hayat ağacı bulunduğuna inanıyorlar. Âdem’le Havva bu ağacın meyvelerini yedikleri için cennetten kovulmuşlardır. Eski Germenlerin ilkel dinlerinde ağaç tapımı önemli bir rol oynamıştı. Upsala yakınındaki Yggdrasil ağacını dünyanın sütunu sayarlardı. Saksonlardaki İrminsul ağacı da buna benzer bir inançla evrenin desteği sayılıyordu. Hititler kutsal saydıkları ağaç direklere taparlar bunlara İstananos derlerdi. Antik çağın ünlü Yunan ve Roma mitolojileri de ağaç tanrıları ile doludur. Ağaçlar, Yunanlılarla Romalılarda tanrıların barınakları sayılıyordu. Örneğin, Roma inançlarına göre meşe ağacı Jüpiter’in, defne ağacı Apollon’un, zeytin ağacı Minerva’nın barınağıydı.

Gönül Dünyasına Gidip Dönenlerden Sor Beni,
Belki Aktır Belki Kara Tutar Söyler Der Beni,
Muhabbetin Sofrasında Kurduk Büyük Kaleyi,
Şu Nefsime Fırsat Verme Fırsat Bulur Yer Beni...

Kullanıcı avatarı
KRAL
PROFESYONEL
PROFESYONEL
Mesajlar: 278
Kayıt: 27 May 2009, 22:11
Konum: Mersin

Re: Mit ve Mitoloji

Okunmamış mesaj gönderen KRAL » 21 Haz 2009, 06:21

emeğinize sağlık
dewamını bekliyoruz..
Hep Bir Adım İleri...



http://www.definem.org Ana Sayfamızdaki Define İşaretlerimize Yorumlarınızı Bekliyoruz.

Lütfen Facebook Sayfamıza Katılarak ve Arkadaşlarınıza Önererek Destek Veriniz...

http://www.facebook.com/pages/Definecil ... 0790815048

Cevapla

“MİTOLOJİ” sayfasına dön