SİLİFKE SÖMEK BATI KİLİSESİ KAZILARI

Ermeni Kilisesi, Rum Kilisesi ve Ülkemizdeki Diğer Kilise Çeşitleri Hakkında Detaylı Bilgiler Bulabileceğiniz ve Üyelerimizinde Eklemeler Yapabileceği Forumdur...

Moderatörler: SeRHaT21, OzaN, MaTRaX, MustanG, SEYRANİ

Kullanıcı avatarı
Hundai
Mesajlar: 1587
Kayıt: 09 Haz 2009, 14:12
Konum: adana-mersin-muğla

SİLİFKE SÖMEK BATI KİLİSESİ KAZILARI

Okunmamış mesaj gönderen Hundai » 13 Tem 2009, 13:22

Resim
bu alan haritasındaki bölümde bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış muhteşem bir bölge,
burda sömek batı kilisesi bir örnektir,burda ura bir nekropol alanıdır,uzunca burç olba krallığının merkezidir,hele cambazlıdaki cambazlı kilisesi muhteşem bir yapıdır bu bilgileri zaman içerisinde tüm detaylarıyla resimli ve anlatımlı ilk kaynaktan anlatacağım

Resim

bu olan kilise zeminbi ortaya çıktıktan sonra düzenlenmiş şekilde çizilmişltir kilise doğu batı uzantılı olarak bazilikal planda inşa edilmiş,

Resim

Resim


Resim

Resim

MERSİN-SİLİFKE, SÖMEK KÖYÜ KİLİSELERİ
YÜZEY ARAŞTIRMASI

Silifke İlçesi’ne yaklaşık 40 km. uzaklıkta Sömek Köyü yakınındaki antik yerleşimde
iki kilise, çok sayıda ev kalıntısı, işlikler, lâhitler ve sarnıçlar bulunmaktadır (Harita).
Dağlık Kilikia bölgesi1 içindeki antik yerleşim bugüne kadar detaylı incelenmemiş,
sadece iki yayında kısaca tanıtımı yapılmıştır2.
Bu makale 2003 yılında yerleşimdeki yayını yapılmamış iki kilise üzerinde yapılan
çalışmanın sonuçlarını içermektedir. Kiliselerin isim ve tarihini verebilecek yazıtları
olmadığı için bulundukları konuma göre Batı ve Doğu Kilisesi olarak adlandırılmıştır.
Bat› Kilisesi
Antik yerleşimin yaklaşık 200 m. batısındaki kilisenin yapımında kireçtaşından
büyük dörtgen bloklar kullanılmış, bunlar harçsız bir araya getirilmiştir (Resim: 1).
Kilise 14,80x25,20 m. ölçülerinde olup nartheks, naos ve doğu bölümü olmak
üzere üç ana bölümden oluşmaktadır (Çizim: 1).
Nartheksin kuzey, güney ve batı cephesi oldukça tahrip olmuştur. Bu cephelerdeki
duvar örgüsünü oluşturan taş bloklardan geriye sadece birkaç sıra kalmıştır. Batı
cephedeki kapı açıklığının sadece kuzey sövesinin bir kısmı günümüze ulaşmıştır.
Nartheksin doğu duvarı da oldukça yıkık olmakla birlikte naosa girişi sağlayan söve ve
lentolarıyla iki kapı açıklığına sahiptir. Bunlardan güneydeki daha büyük olup ana kapı
açıklığıdır ve söveleri ile lentosu profillidir. Kapının hemen sağında bir niş bulunmaktadır3.
Kapı açıklıklarından girilen naos alanını sınırlayan kuzey ve güney duvara ait
farklı büyüklükte birkaç sıra dörtgen blok taş dizisi günümüze ulaşmıştır (Çizim: 2). Güney
cephede batıya yakın bölümde bir kapı açıklığı bulunmaktadır. Naos içinde dağınık
durumda sütun gövdeleri, kaide ve başlıkları yer amaktadır (Resim: 2). Bunlar arasında
farklı ölçü ve forma sahip kaideler dikkat çekmektedir. Örneklerden ikisi iki yüzü

düzleştirilmiş, diğer ikisi yuvarlatılmış Korinth düzeninde kullanılan kaidelerdendir, biri
ise yüzleri düzleştirilmeden yapılmış kaidedir4. Bir diğer kaidenin bir yüzü oluklu olup
iki sıra silmeye sahiptir. Kaidenin üzeri bir paye olarak devam etmektedir5.
Güney ve kuzey naos alanı içindeki sütun gövdeleri de farklı ölçülere sahiptir6.
Naosun batı duvarında ana kapı ile kuzeydeki kapı arasında yer alan düşey blok taş,
plaster olarak kullanılmıştır. Daha önce bu taşın üzerinde yer alan başlık, bugün düşmüş
vaziyette hemen yanındadır (Resim: 3). Sadece iki yüzü çalışılmış başlığın ilk sırasında,
orta bölümlerinde iki yiv bulunan iki akanth yapraktan, orta ve köşelerde olmak
üzere toplam üç yaprak çıkarak ikinci sırayı oluşturur. Köşelerdeki yapraklardan
biri, ortadan ikiye bölünerek başlığın iki yüzüne dağılmış, diğeri ise başlığın sadece iki
yüzü işlemeli olduğu için yarım yaprak olarak kalmıştır. İkinci sıra yapraklar arasından
huni şeklinde iki kaulis çanağı yükselir. Bunun üzerinde de aynı seviyede volüt ve helikslere
yer verilmiştir. Abakus ortasındaki kabartma rozet ise kırılmıştır.
Bu plasterle biri aynı hizada, diğeri bu hizadan biraz güneye kaymış iki sütun
gövdesi bu bölümde kemerli bir sütun dizisi olduğunu gösterir.
Naos alanının güneyinde farklı yerlerdeki iki sütun gövdesi burada da aynı düzenin
varlığına dikkat çeker. Yine bu alanın batısında kare plânlı, batıda kapı açıklığı
olan bir mekâna ait duvar izleri ve in situ söve parçaları bulunmaktadır. Ayrıca kare
mekânın kuzey duvarı, doğuya doğru devam etmektedir. Bu duvar ve mekân, yapının
daha sonraki kullanım dönemine ait olmalıdır.
Yapının doğu bölümü, bema ile onun kuzey ve güneyindeki yan odalardan oluşur
(Çizim: 3). Bemanın kuzey ve güneyindeki yan odaların doğusunda yarı seviyeye
kadar yıkılmış birer apsis, kuzey ve güney yan odanın kuzey, güney ve batı cephelerinde
birer kapı açıklığı bulunmaktadır (Resim: 4). Odaların iç mekânında işlevlerini tanımlayıcı
in situ herhangi bir unsur yoktur.
Güney yan oda içinde taşlar içinde diş dizisi olan bir blok taş parçası ve bir sütun
başlığı vardır7. Başlığın ilk sırasında naosdaki plaster başlığındaki gibi orta bölümleri
çift yivli altı akanthus yaprak arasından, yine altı adet aynı özellikteki yaprak ile ikinci
sıra oluşmuştur. Bu yapraklar arasından huni şeklindeki kaulis çanakları yükselmiş,
bunlar üzerinde de volüt ve heliksler yer almıştır. Abakus ortasında ise çam kozalağına
benzeyen bir rozet vardır (Resim: 5).
Bemanın batıdaki sınırı bir sıra büyük blok taşla belirlenmiştir. Ancak üzerinde
bu bölümün naosla ayrımını gösteren templon kuruluşuna ait herhangi bir yuva izi yoktur.
Apsis kavsi ortasında ikiz pencere açıklığı vardır (Resim: 6). Pencere payelerinin
üst bölümü ile ortadaki payenin alt bölümünde iki sıra silme yer alır. Pencere açıklığının
dış yüzünde kaide olarak kullanılan blok taş çıkma yapmaktadır. Bunun altındaki
blok taşlardan birine bir haç motifi kazınmıştır. Pencere üzerindeki blok taşın dış yüzü
ise yine diş dizisine sahiptir (Resim: 7).
Kilisenin dışında güneyde, güney yan odadaki ile aynı özellikler gösteren bir sütun
başlığı ve kilisenin doğusunda bir kaide ile bazı diş dizili blok taşlar yer alır8.
Batı Kilisesi’nin güneyinde ara ara kesintiye uğrayan poligonal teknikte yapılmış
bir duvar, kilisenin güneybatısında bir yapı kalıntısıyla sonuçlanır. Poligonal duvar örgüsüne
ait bir kalıntının önünde oldukça büyük bir sütun gövdesi yer alır9. Biraz daha
yukarıdaki yapı kalıntısına ait güney cephede bir kapı açıklığı bulunur. Kapı lentosunda
şamdan, yıldırım demeti ve kalkan motifleri kabartma tekniğinde işlenmiştir. Ayrıcaiç mekânda seramik buluntuları vardır. Kuzeybatıda yerdeki büyük bir lento üzerinde
ise yıldırım demeti ve haç motifine yer verilmiştir.
Kilisenin çevresinde de lâhitler bulunmaktadır. Bunlardan biri kilisenin kuzeydoğusundadır.
Kırık kapağı yerde olup gövde üzerinde bir altar ve tabula ansata yer alır.
Bir diğeri kilisenin doğusundadır ve bir platform üzerindedir.
Do¤u Kilisesi
Sömek Köyü’nün yaklaşık 2 km. güneydoğusunda büyük bir yerleşim yer alır.
Burada profilli söve ve lentolarıyla ev, sarnıç, işlik kalıntıları ve khamasoroi bulunmaktadır
(Resim: 8).
Kilise ise yerleşimin güneyindedir. Dörtgen blok taşlardan yapılmış bir koridorun
batı ve güney cephesinde birer kapı açıklığı bulunur (Çizim: 4). Koridorun, bir kısmı yıkılmış
doğu duvarı, bir süre sonra kuzey yönde devam eder. Bu duvarın büyük bir bölümü
yok olmuştur. Kilisenin büyük bir bölümü tahrip olduğu için, şu andaki durumu, rölövesinin
çıkarılmasını zorlaştırır. Yapının batı ve güney cephesindeki duvar izleri ve
doğu cephedeki apsis kavsine ait iz günümüze ulaşmıştır. Naosa girişi sağlayan ana
kapı lentosunun bir bölümü yoktur. Söveleri profilli kapının hemen sağında bir niş yer
alır (Resim: 9)10. Güney cephede kareye yakın dörtgen bir mekâna ait birkaç sıra duvar
örgüsü görülür. Duvar örgüsünü oluşturan doğu cephedeki blok taşlardan birinin
üzerine iki adet haç motifi kazınmıştır. Bu mekân kiliseye göre daha alçak seviyededir.
Kilisenin iç düzeni, içindeki dolgu malzeme nedeniyle anlaşılamamaktadır.
De¤erlendirme
a) Bat› Kilisesi
Sömek Batı Kilisesi’nde oldukça büyük dörtgen devşirme blok taşlar, bunların
yetmediği yerlerde ise yine düzgün kesme taş kullanılmıştır. Genel olarak bu tür iri dörtgen
blok taşlarla oluşturulan tek kabuklu ve harçsız izodom duvar tekniği ile Kilikia bölgesinde
İ.Ö. 1. yüzyıl-İ.S. 72 yılları arasında kuleler ve kaleler başta olmak üzere çok
sayıda yapı inşa edilmiştir11. Hellenistik ve Roma dönemlerindeki bu harçsız izodom
duvar örgüsü bölgede Erken Hıristiyan Döneminde de kullanılmaya devam etmiştir12.
Kilisenin kuzey, güney ve batı cephesi oldukça tahrip olan nartheksinin, batı cephede
nasıl bir açıklığa sahip olduğu belli değildir. Bölge kiliseleri bu cephede sayıları
bir ile üç arasında değişen kapı veya tribelon adı verilen üç kemerli bir açıklığa sahiptir13.
Şu andaki görünümüyle Sömek Batı Kilisesi nartheksinin batı cephesinde tek kapı
açıklığı olduğu söylenebilir (Çizim: 5). Nartheks doğu duvarında diğerlerine göre daha
büyük ve profilli ana kapı açıklığı ve onun kuzey ve güneyindeki daha küçük kapı
açıklıkları aracılığıyla naosa giriliyordu. Kilisenin nartheks doğu duvarında dikkati çeken
bir özellik ana girişin sağındaki (kuzeyindeki) niştir. Aynı niş, yine aynı yönde Doğu
Kilisesi nartheksinde de yer alır. Bu tarz nişler Kilikia bölgesinde Akören II’de Kutsal
Haç Kilisesi’nde (I. Bazilika, 525) (ana girişin solunda), Adrassos (Balabolu) Nekropol’ü
içindeki 9 Numaralı Kilise’de (ana girişin solunda), Yanıkhan, Kuzey Kilise (ana
girişin sağında) ve Işıkkale’deki kilisede (ana girişin solunda) de görülür14. Bu tür nişlerin
içinde kutsanmış su olduğu kabul edilir.Su, genellikle tüm toplumlarda pozitif bir anlam taşır, yaşamın devamlılığının
göstergesidir. Eski Ahit’te su, inananları kurtaran, günahlarından arındıran, temiz olmalarını
sağlayan bir unsur olarak yansıtılır. Musa ve İsrailoğulları’nı Mısırlılar’dan kurtarmak
için "Rab" denizi kara etmiş, suları yararak onların kurtulmasını sağlamıştır15.
"Rab" Musa’ya İsrailoğulları’ndan Levililer’i alıp günahlarından arındırmak için onların
üzerine su serpmesi gerektiğini söylemektedir16.
Hıristiyan yazılı kaynaklarında, 4. yüzyılın ikinci yarısında Thmuis Piskoposu Serapion’un
su üzerine okunan bir duayı bildiği aktarılır. Kilise düzeni hakkında bilgi veren
Suriye’de yazılmış (4. yüzyıl sonu) "Apostolischen Konstitution" içinde bu duanın,
havari Matta’ya ait olduğu ifade edilir.
Kiliseye girmeden önce, bu kutsanmış su içine elin daldırılıp haç çıkartılması, kiliseye
temizlenmiş, günahlarından arınmış olarak girmeyi sembolize eder. Su burada
"lustrasyon" yani tanrıya sunulan temiz ve günahsız kurban olarak kullanılmıştır17. Kutsanmış
su, inananlar tarafından evlerine götürülebilmiş ya da hastalara şifa olsun diye
açılıp kapanabilen kaplar içine konmuştur18. Bu tür nişler "kolymbion" olarak adlandırılmıştır19.
Bunlar Suriye’deki özellikle Hauran bölgesindeki bazı Erken Hıristiyan Dönemine
tarihlenen kiliselerde de görülür20.
Naosun güney duvarının batıya yakın bölümünde de bir kapı açıklığı bulunmaktadır.
Naosta dağınık durumdaki sütun gövde, kaide ve başlıkları, bu bölümün orijinal görünümü
hakkında fikir vermektedir. Farklı ölçü ve biçimlere sahip, ancak Korinth düzeni
özelliklerini yansıtan kaidelerin hangilerinin arkad dizisi için kullanıldığı kesin değildir.
Naostaki sütun gövdeleri, sütunlardan oluşan bir arkad dizisinin olduğunu gösterir.
Naosun batı duvarındaki Korinth başlıklı plasterler ve doğudaki bemaya ait iki paye
arasında, doğu-batı doğrultusunda 3,01 m.lik aralarla yerleştirilmiş üç sütun ve dört
kemerle arkad dizileri oluşturulmuş, böylece naos diğer bölge kiliselerinde de olduğu
gibi orta nef, kuzey ve güney yan nef olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Sütunlar ile
kemerler arasındaki başlıklardan biri kırık olmak üzere ikisi güney yan oda da, bir başlık
ise kilise dışında, ancak yakınında yer almaktadır. Sütun gövdelerinin çapı 40 cm.
ile 50 cm. arasında değişmekte olup Korinth başlıklar ise 60 cm. çapındadır. Kilisenin
güneybatısındaki yapı kalıntısı önünde yer alan sütunun çapı da 60 cm.dir. Kilise çevresinde
aynı ölçüyü veren başka bir sütun yoktur. Bu sütun ve başlıkların kiliseden önce
aynı yapıda kullanıldığı kesindir. Şu andaki duruma göre in situ şeklindeki sütunlar
kilise için yapılmış, ancak başlıklar devşirme olarak kullanılmıştır. Buradaki Korinth
başlıkların bölgedeki benzerleri özellikle Elaiussa-Sebaste ve Kanlıdivane’deki tapınak
mezarlarda yer alır. Bunlar 2. yüzyıl ile 3. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir21. Erken
Hıristiyan Döneminde bu tarz başlıklar sadece Emirzeli, 2 Numaralı Kilise’de apsiste
kullanılmış görülmektedir22.
Naostaki, boyutlarıyla diğerlerinden farklı kaidenin bir yüzü oluklu olup alt kısmı
iki sıra silmeli, üzeri ise paye olarak devam etmektedir. Bölgede yer alan Çatıören Ki-lisesi’nde de benzer küçük payeler naos alanında bulunmaktadır. Bu payelerin ikinci
kata ait arkad dizisinde kullanılan destekler olduğu kabul edilir23. Naos duvarlarının yeterli
yükseklikte korunamamış olması, yan neflerin galerili olup olmadıkları hakkında
kesin bir fikir edinilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak genelde bölge kiliselerinin yan nef,
nartheks ve yan odalarının galerili olmaları24, yukarıda anılan bir yüzü oluklu küçük payenin,
Çatıören örneğindeki gibi galerinin arkad dizisine ait olduğu kabul edilirse, kilisede
de yan neflerin iki katlı olduğu söylenebilir.
Güney yan nefin batı bölümünde kare plânlı ve kapı açıklıklı mekân, daha sonraki
bir evreye ait olmalıdır. Bu geç evrede güney yan nefte de değişiklikler yapılmış
görünmektedir.
Kilisenin doğu bölümü bema ile kuzey ve güneyindeki yan odalardan meydana
gelir. Yan odaların kuzey, güney ve batı cephelerinde kapı açıklıkları bulunmaktadır.
Batı cephedekiler odaların yan neflerle bağlantısını sağlamaktadır. İkiz pencereli ana
apsis ve yan odalara ait apsisler doğuda dıştan düz bir duvarla sınırlandırılmıştır. Sömek,
Batı Kilisesi gibi apsis ve yan odaların doğuda düz bir duvarla sınırlandığı kiliselerin
ilk örnekleri, Suriye bölgesinde görülür25. Ancak aynı özellikteki kiliseler Kilikia ve
İsauria bölgesinde de Suriye bölgesi etkisiyle yapılmıştır26. Bunlardan bir kısmının yan
odaları Sömek örneğinde olduğu gibi doğuda birer apsisle sonlanmaktadır27.
Erken Hıristiyan Dönemi Suriye, Kilikia ve İsauria bölgesi kiliselerinde bemanın
kuzey ve güneyindeki yan odaların işlevleri çeşitlidir. Oda içinde in situ vaftiz teknesi
vb. unsurların bulunmayışı, mekânın fonksiyonunun belirlenmesini zorlaştırmaktadır.
Genelde odaların sakristi, martyrion ya da vaftiz odası olarak kullanıldığı kabul edilir28.
Ancak Sömek örneğinde yan odaların işlevi ile ilgili kesin sonuçlara varılamaz.
b) Do¤u Kilisesi
Kilisenin tahrip olması ve rölövesinin çıkarılamamış olması bu kilise ile ilgili değerlendirme
yapmayı zorlaştırır. Ancak genel olarak bölge kiliselerine bakılarak bu kilisenin
de üç nefli bazilikal plânlı bir kilise olduğu düşünülebilir. Doğu bölümde sadece
apsis kavsinin izlenebilir olması, bema kuzey ve güneyinde yan odaların olabileceği fikrini
zayıflatsa da burada yapılacak bir kazı öncesinde kesin yargılara varmak yanlış
olacaktır.
Sömek Batı Kilisesi’nin güneyindeki aralıklarla izlenen poligonal duvar ve güneybatısındaki
yapı kalıntısı duvar tekniğiyle Dağlık Kilikia bölgesindeki harçsız, çift kabuklu
aynı teknikte çoğu kule ve kale olarak yapılmış yapılar gibi İ.Ö. 3. yüzyıl sonrası, Selevkoslar
Dönemine ait olabileceğini gösterir. Poligonal duvar örgüsünün bölgeye Selevkoslar
tarafından İ.Ö. 3. yüzyılda getirildiği, özellikle İ.Ö. 2. yüzyıl birinci yarısı ile
İ.Ö. 140 yılları arasında bu teknikte kaleler, kuleler, sanal kuleler, tapınaklar ve evler
yapıldığı kabul edilir29.
Yapıya ait kapı lentolarından birinde şamdan, yıldırım demeti ve kalkan, diğerinde
yıldırım demeti ve haç motifine yer verilmiştir. Bu da yapının Hellenistik Dönemden
Erken Hıristiyan Dönemine kadar kullanıldığını göstermektedir.
Dağlık Kilikia bölgesinde İ.Ö. 2. yüzyıl başına tarihlenen özellikle kale, kule ve
diğer yapılarda kabartma olarak işlenmiş şimşek, triskelis, labut, kerykeion, kalkansembollerinin Makedon sikkelerinden alınıp Selevkoslar aracılığıyla Kilikia’ya getirildiği
kabul edilir. Sembollerin yer aldığı yapılar, batıda Kalykadnos (Göksu) Nehri’nden, doğuda
Lamas (Limonlu) Nehri ile kuzeyde Yağda ve çevresini içine alan Olba rahip-kralların
yönettikleri "Olba territoriumu”nun sınırları içindedir30.
Sömek’te bu sınırlar içinde kalan; Hellenistik Dönemde, Olba rahip-kralları, yani
yerel idareciler tarafından yönetilen bir yerleşim, sembolerin yer aldığı yapı ise bölgede
benzerleri de bulunan yerleşimin yerel yöneticisinin evi ya da poligonal duvarla da
ilişkili bir kule olmalıdır31.
Sömek Köyü’nün yaklaşık 3 km. kuzeyinde, yüksek bir kaya kütlesinin üzerinde,
1,20 m. yüksekliğinde, üst bölümü istiridye kabuğu formunda bir niş içinde Athena tasviri
yer alır. Niş, yanlarda plasterlerle sınırlandırılmıştır. Arka fonda tanrıçanın solunda
şahlanmış bir atın ön bölümü bulunmaktadır. Başında süslü sorguçları olan miğferiyle
Athena, sağ elinde üzerine yılan sarılmış mızrağını tutmaktadır. Sol eli ise yan taraftaki
kalkanın üzerindedir.
Kabartma bu özellikleriyle Anadolu’da İ.Ö. 4. yüzyıldan beri heykel ve sikkelerde
de görülen Atina Parthenon’daki Athena tipini yansıtır. Tanrıçanın arkasındaki at, Kilikialı
sanatçının Athena Parthenos’a eklediği bir sembol olarak düşünülür. Bu özelliğiyle
de, Anadolu ve Suriye’de, özellikle Kilikia gibi dağlık bölgelerde Yunan tanrı ve tanrıçalarının
yerel sembollerle birleştirildiği örneklerden biri olarak kabul edilir. Athena kabartmasının
sağında onüç satırlık bir yazıtta "Athena Krisoa Oreia (Dağlarda Oturan
Athena)" adı geçmektedir.
Yine kabartmanın sağındaki plaster üzerinde yıldırım demeti, yıldız, hilâl ve şamdan
tasvir edilmiştir. Kabartma 2. yüzyıl sonu ile 3. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir32.
Sömek’teki kabartmada bulunan adak yazıtta olduğu gibi, Seleukeia antik kentinin
kuzeydoğusunda bulunan bir mağaranın girişindeki yazıtta da "Athena Krisoa Oreia"
adı geçer. Buradaki Krisoa’nın bir yer ismi olduğu kabul edilir. Ayrıca "Athena Oreia"
adı Mopsuestia-Kütüklü Köyü’ndeki 117 tarihli bir yazıt ve Elaiussa-Sebaste’nin kuzeyindeki
bir sunak yazıtta da yer alır33.
Kilikia bölgesine Athena kültünün Yunan kolonizasyonu sırasında Rhodos Adası’ndaki
Lindos kent sakinleri tarafından İ.Ö. 7. yüzyıl başlarında getirildiği kabul edilir.
Lindoslular Tarsus ve Soloi’ye yerleşmiştir34.
Anılan kentler dışında bölgede bir başka Athena kültünün olduğu yer olarak Sarpedonia-
Silifke arasındaki Hagia Thekla Mağarası gösterilir35. Hıristiyan dininin baş
azizesi Thekla’nın kaybolduğu yer olarak kabul edilen mağara, 4. yüzyıl içinde kiliseye
dönüştürülmüş, bu aşamada Dor düzenindeki mimarî parçalar devşirme olarak kullanılmıştır.
Devşirme malzemenin burada daha önce var olan bir tapınağa ait olduğu kesin
değildir.
Dikkat çeken bir özellik, Athena kabartması yanında ve Batı Kilisesi’nin güneybatısındaki
yapı kalıntısına ait kapı lentosu üzerinde aynı şamdan motifine yer verilmiş
olmasıdır. Şamdanın bir tapınak ya da bir kült heykeli yakınında çoğunlukla Roma İm-paratorluk Döneminde görüldüğü fikri36, bu yapı yakınında da Athena’ya adanmış kutsal
bir alan ya da tapınak olasılığını akla getirmektedir. Batı Kilisesi’nin güneyindeki poligonal
duvar izleri belki de bu amaçla yapılmış bir peribolosa aittir. Lentosundaki şamdan
motifi güneybatıdaki yapının, Hellenistik Dönem sonrasında Roma İmparatorluk
Döneminde de kullanıldığını göstermektedir.
4. yüzyılda Hıristiyanlık hızla taraftar bulmaya başlamış, 6. yüzyıl içinde ise Roma
İmparatorluk topraklarında yayılmasını büyük ölçüde tamamlamıştır. Constantinus
döneminde (306-337) Hıristiyanlık öncesine ait dinî yapılara, yani tapınaklara genelde
dokunulmamıştır. Ancak II. Constantius’un (337-361) 356 yılında çıkarttığı bir yasa ile
tapınaklara giriş yasaklanmış ve bunların kapatılması emredilmiştir. Böylece pagan
inanca karşı bir savaş başlamıştır. Aynı dönemde Batı Hıristiyanlığı’nda ise bu tutumun
tamamen tersi olarak tapınaklar koruma altına alınmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu’nda
435 yılındaki II. Theodosios‘un (408-450) yasası ile tüm pagan inançlar yasaklanmış,
tapınakların tamamen yıkılması, yakılması aracılığıyla bu yapıların günahlarından
arınmalarının sağlanması istenmiştir. Batı Roma İmparatorluğu’nda ise aynı yıl tapınakların
korunmasına yönelik bir kanun çıkarılmıştır37. Doğu Hıristiyanlığı’nda tapınak
yıkımı, bu yapıların yeri ya da malzemesi kullanılarak kiliselerin yapılması, Hıristiyanlığın
pagan inançlar üzerindeki zaferinin bir sembolü olarak kabul edilmiş, bu sembolik
anlamı yanı sıra var olan yapıların küçük değişikliklerle daha ucuz maliyetle ve
hızla kiliseye dönüştürülmesi amaçlanmıştır38. Roma imparatorluk sınırları içinde yaklaşık
89 tapınağın kiliseye dönüştürüldüğü belirlenmiştir39.
Anadolu’da da yeni inancın yeni ibadet mekânlarına ihtiyaç duyması sonucu 4.
yüzyıl-7. yüzyıl başı arasında Antik Döneme ait dinî yapılar ve kamu yapıları kiliseye
dönüştürülmüştür40. Bazı tapınaklar tamamen sökülüp, aynı alana yeni malzeme ile ya
da farklı bir yere sökülen eski malzeme ile kilise yapılması yoluna gidilmiştir. En sık
rastlanılan uygulama mevcut yapının doğusuna apsis eklenmesi, batı duvarına giriş
açıklıklarının yerleştirilip iç mekânda pagan külte ait heykel, resim gibi öğelerin yok
edilmesiyle kiliseye dönüştürülmesidir. Bazen de antik yapının duvar ya da taşıyıcıları
kullanılarak dönüştürme işlemi yapılmıştır41. Kimi örneklerde ise tapınak korunup temenos
içine kilise yapılmıştır42.
Bu dönüştürme ile üç nefli bazilikal plânlı ya da tek nefli kiliseler oluşturulmuştur.
Kilikia ve İsauria bölgesinde de genelde dinî yapıların, yani tapınakların kiliseye
dönüştürüldüğü görülür.
Bunlardan Cennet-Cehennem’de obrukların güneyindeki peribolos duvarı içine
bir kilise yapılmıştır. Burada Hellenistik Döneme ait duvarla sınırlı alan içinde Zeus’a
adanmış bir tapınak olduğu kabul edilir. Bu tapınak ve yakınındaki Hasanaliler’de bulunan
Zeus Korykios adına yapılan tapınak sökülerek, malzemeleri kilisenin yapımında
kullanılmıştır. Apsis başlıklarına göre 5. yüzyıl sonu-6. yüzyıl başına tarihlenen kilisenin
güney cephesi mevcut peribolos duvarının aynen kullanılmasıyla elde edilmiştir.
Yapının kuzeydoğu cephesinde kullanılan blok taşlar üzerinde Zeus Korykios kültünün
rahiplerinin bir listesi vardır. Olası üç nefli, bazilikal plânlı kilisenin bema bölümünde apsis
yan ve arkasında mekânlar oluşturulmuştur43.Elaiussa-Sebaste’de tapınak cellası içine, güneydoğu cephedeki sütunlar kullanılarak
tek nefli, doğu bölümde apsis yanında iki yan odası olan, tabanı zengin figürlü
mozaiğe sahip bir kilise, 5. yüzyıl sonunda yapılmıştır44.
Uzuncaburç’taki Hellenistik Döneme ait Zeus Olbios Tapınağı 5. yüzyıl ikinci yarısında
tapınağın sütunları arasına duvar örülüp doğudaki iki sütunun sökülmesiyle bir
apsis eklenerek kiliseye çevrilmiştir. Yapı üç nefli olup köşeli apsisi, iki yanında yine apsisli
yan odaları ile doğuda dıştan düz bir duvarla sınırlandırılmıştır. Batıda da üç bölümlü
nartheks oluşturulmuştur45.
Silifke’de ise akropolisteki Athena Kanetis Tapınağı 5. yüzyıl ortasında bir manastıra
dönüştürülmüştür46. Kentteki Aphrodite Tapınağı, Metropolit Dexianos tarafından
5. yüzyıl ikinci çeyreğinde başka bir yapıya çevrilmiştir47. Zeus Tapınağı ise 5. yüzyılın
içinde üç nefli bir kiliseye dönüştürülmüş, sütunlar arasına duvar örülmüş, batı
cephede ortadaki iki sütun yerine küçük iki sütun konarak tribelon yapılmış, doğu yönde
köşeli apsis oluşturulmuştur. Kilise, Orta Bizans Döneminde orta nefin tek nefli bir
kiliseye dönüştürülmesiyle kullanılmıştır48.
Bir diğer dönüştürme Claudiopolis Tapınağı’nda gerçekleştirilmiştir. Tapınağın
doğu duvarına bir apsis eklenmiş, batı duvarı içine üç kapı açıklığı yerleştirilerek üç
nefli bazilikal plânlı bir kiliseye dönüştürülmüştür. Bir yazıttan Septimius Severus Döneminde
(193-211) 193-194 yılları arasında yapıldığı düşünülen tapınağın, Korinth
başlıkları vardır49.
Bölgede sadece tapınaklar değil, kamu yapılarının da kiliseye dönüştürüldüğü
görülür. Elaiussa-Sebaste’deki Roma Dönemi agorası, 5.-6. yüzyıl içinde çift apsisli bir
kiliseye dönüştürülmüştür50.
Silifke, Uzuncaburç, Cennet-Cehennem ve Elaiussa-Sebaste’deki tapınaklar Zeus
adına yapılmıştır. Yine Silifke’de kilise ya da manastıra dönüştürülmüş diğer tapınaklar
Athena ve Aphrodite kültlerinin varlığına dikkat çeker. Claudiopolis kentinde Athena
kültünün varlığı bir yazıt aracılığıyla belirlenmekte ise de, tapınağın bu kültle bağlantısı
kesin değildir51.
Kilikia’nın İ.S. 72 yılında Roma eyaleti olması sonrasında Hellenistik Dönemde de
imar faaliyetlerine sahne olan Lamos ve Kaykadnos nehirleri arasındaki bölgede tapınaklar,
villa rusticalar, su kemerleri, tiyatro, çeşme yapıları, anıtsal kent kapıları yapılmıştır52.
Sömek ya da yakınında, belki de Batı Kilisesi’nin güneyindeki duvarla sınırlanan
alan içinde, bu bağlamda Athena adına yapılmış bir kutsal alan ya da bir tapınağın varlığı
olası görülmektedir. Bu tapınak sökülerek Hıristiyan Döneminde malzemesi Batı Kilisesi’nde
kullanılmış olabilir. Ancak bunu kanıtlayacak, Athena kabartması dışında herhangi
bir veri yerleşimde bulunmamaktadır.
Bir olasılık da Batı Kilisesi yapımında kullanılan devşirme malzemenin, bölgede
2. yüzyıl ile 3. yüzyıl başı arasına tarihlenen tapınak mezarlardan birine ya da birkaçı-na ait olmasıdır. Kilisedeki sütun başlıkları, iri blok taşlar ve biri güney odada dağınık
taşlar içinde, diğeri apsis ikiz penceresi üzerinde kullanılmış bazı parçaları da kilise dışındaki
diş dizisi olan blok taşlar, bölgedeki sütunlu tapınak mezarlarda da görülmektedir53.
Tapınak mezarların alınlıklarında da "S" formlu, genellikle diş dizili friz kullanılmıştır54.
Kilisede kullanılan devşirme sütun başlıkları ile bu yapılarda kullanılan başlıkların
çap ve yükseklikleri ile kullanılan blok taşlar yakın ölçüler vermektedir55. Kilisenin
çevresinde kaideler üzerinde lâhitlere yer verilmiş olması burada belki daha önce de
var olan, Erken Hıristiyan Döneminde de varlıklı kişilerin mezarlarının yer aldığı bir mezar
alanı ve bu alan içindeki belki de bir mezar kilisesine işaret eder.
Sarnıçları, khamasoroi, işlik ve evleriyle asıl Geç Antik-Erken Hıristiyan Dönemi
yerleşimi içinde bulunan Doğu Kilisesi, buradaki halkın ibadeti yanı sıra başka işlevler
de üstlenmiş görünmektedir.
Kilisenin kuzeybatısındaki nartheks için kullanılan duvar, Antik Döneme ait olmalıdır.
Ancak ait olduğu yapı hakkında bilgi edinilememektedir. Duvarın bitiminde, kuzeyde
kilisenin de hemen yanında yer alan büyük işlik kuruluşu dikkat çekicidir. Hellenistik
Dönemde Kalykadnos ve Lamos nehirleri arasında kalan bölgede, Olba’daki tapınak
devletine bağlı rahip-kralların kuleleriyle, bulundukları yerleşimin tarım arazilerini
işlettikleri, Roma Döneminde de kulelerin yerini çiftlik villalarının, Erken Hıristiyan Döneminde
ise kiliselerin aldığı ve böylece toprak feodalizminin devam ettirildiği kabul
edilir56. Aynı gelenek, Erken Hıristiyan Döneminde Kıbrıs’ta da örneklerini vermiştir57.
İşlik ve kilisenin yan yana olmasıyla burada da böyle bir ilişkinin olabileceği akla
gelmektedir.
Kesin tarihlendirmeye yönelik yazıt, bezeme ögeleri gibi veriler olmaması nedeniyle,
gerek Batı gerekse Doğu Kilisesi’ni genel özelliklerine ve bölgedeki diğer kiliselere
bakarak bir değerlendirme yapmak olasıdır. Batı Kilisesi’ndeki Korinth sütun ve
plaster başlıkları 2. yüzyıl ile 3. yüzyıl başına tarihlendirilir. Bir tapınak ya da tapınak
mezara ait başlıklar yapıda devşirme olarak kullanılmıştır. Kilisenin plân özelliklerine
bakacak olursak, üç nefli bazilikal plânlı oluşu, doğu bölümünün şekillenmesi ile hem
Suriye hem Kilikia ve İsauria bölgesi 5. yüzyıl ikinci yarısı-6. yüzyıl başı arasına tarihlendirilen
kiliseleri ile ortak özellikler gösterir.
Genel olarak bölgede İsaurialılar’ın yenilmesi sonrasındaki huzurlu, ekonomik ve
kültürel açıdan yaşanan parlak dönem, beraberinde çok sayıda mimarî eserin yapılmasını
sağlamıştır. Ancak 6. yüzyıl içinde bölgeye Suriye üzerinden gelen salgın hastalıklar
ve sık sık oluşan depremler, 7. yüzyıl başlarında Sasaniler, yüzyılın ilk yarısından
başlayarak Arap akınları nedeniyle, bölge halkı yaşadıkları yerleri terk etmiş, kilise yapımı
bu dönemde durmuştur. Bu da kiliselerin 7. yüzyıldan önce yapılmış olması gerektiğini
göstermektedir. Diğer özellikler dışında tarihlendirme için ortaya konabilecek bir
veri, her iki kilisenin nartheksindeki "kolymbion" adı verilen nişlerdir. Bu tür nişlere yine
5. yüzyıl ikinci yarısı ile 6. yüzyıl başları arasına tarihlenen kiliselerde rastlanır.
Bunlar ışığında her iki kiliseyi de 5. yüzyıl sonu ile 6. yüzyıl başı arasına tarihlemek
olasıdır.
Güney yan nef içindeki küçük kare plânlı mekânın ve güney yan nefin oluşumu
kesin tarihlendirilememekle birlikte 7. yüzyıl sonrasına ait olmalıdır.
Sonuç olarak Sömek yerleşimindeki kiliseler farklı özellikleriyle dikkat çekicidir.
Batı Kilisesi bir tapınak ya da tapınak mezar yapısının sökülmesi ve malzemesinin kul-lanılmasıyla yapılmıştır. Kullanılan blok ve diş dizili taşlar ile sütun başlıklarının bir tapınaktan
getirildiği kabul edilirse bunun, yerleşimin hemen yakınındaki kabartmasıyla
da dikkat çeken, bölgede de önemli bir tapınım gören Athena için yapıldığı düşünülebilir.
Bu olasılık Batı Kilisesi’ni, bölgede bazı örnekleri görülen tapınaktan kiliseye dönüştürülmüş
özel bir kilise grubuna dahil eder. Ancak devşirme malzemenin bir ya da
daha fazla tapınak mezar yapısına ait olma ihtimali de unutulmamalıdır.
Kilisenin güneybatısındaki yapı kalıntısı ve etrafındaki lâhitler dışında adeta yalnız
kalmış olması, buranın belki de bir hac ya da mezar kilisesi olduğunu da akla getirmektedir.
Doğu Kilisesi ise hemen kuzeyindeki büyük işlik kuruluşuyla Hellenistik Dönemden
beri süre gelen bir geleneğin Erken Hıristiyan Dönemindeki temsilcilerinden biri görünümündedir.
Bu özellikleriyle Sömek yerleşimindeki kiliseler bölgenin hem sosyal yapısına,
hem de mimarî özelliklerine ışık tutabilecek, süregelen geleneklerin devamlılığını gösteren
önemli örneklerdir.
Dileğimiz burada uzun soluklu ve sistemli bir kazının yapılabilmesidir.
sabır en büyük erdemdir



Youtube

Cevapla

“KİLİSELER, KİLİSE ÇEŞİTLERİ, KİLİSE PLANLARI, KİLİSE MEZARLARI” sayfasına dön