Gerçek bir define hikayesi

Bu Forum Definecilik Harici Konulardada, Siyasi Konulara Girmeden, Saygı ve Sevgi Çerçevesinde Konular Açabileceğiniz Bölümdür...

Moderatörler: SeRHaT21, OzaN, MaTRaX, MustanG, SEYRANİ

Kullanıcı avatarı
Misya
Mesajlar: 689
Kayıt: 26 May 2009, 15:01
Konum: İTALYA
İletişim:

Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen Misya » 14 Mar 2012, 02:46

Ekşiszölük'den alıntıdır Link: http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=de ... 1lar%C4%B1
define arama dürtüsü, merak ve heyecanı bir arada yaşayan, define arayan kişiler, topluluk veya grup.

bu gruba yıllar önce 1 seneliğine de olsa girmişliğim var. bizzat ve bizzat başımdan geçen olaydır. nasıl mı? işte şöyle ;

not : olayın geçtiği yer ve kişilerin isimlerini değiştirerek veya vermeyerek anlatacağım (bilgisayarımda notepad'imde kayıtlı olduğu için direk aktarıyorum)

yaklaşık 14 sene önce,*******'e bağlı ***** ilçesindeki 4 yıldızlı bir kaplıcada, annemin kat şefliği yaptığı dönemde başından geçen bir olayla başladı bizim maceramız. bildiğiniz üzere otele gelen müşteriler, otelden çıkışlarını yaptıktan sonra kat şefinin kontrolünde odalar temizlenir ve eğer bir eşya unutulmuş ise bu kat şefinin himayesi altında tutulur ve o odada kalan kişiye tekrar ulaşılarak geri iade edilir. yine o tarz bir olay yaşanmıştı, yaşlı bir adam otelden ayrılırken otel odasında eski bir defter unutmuştu. annem de, otel yönetmeliklerinin gerektirdiği şekilde ilk önce odasındaki dolaba saklamış ve unutan kişiye ulaşmak için bir kaç gün beklemişti. bir ara annemin kafasına takıldı bu defter ve incelemek istedi. fakat üzerinde yazılan yazılar fransızcaydı ve defter çok yıpranmış haldeydi. sonra defterin arkasında bir istanbul numarasının olduğunu farketti ve direk olarak bu numarayı aradı. telefonu açan yaşlı bir adamdı. annem, kendini tanıttıktan sonra otelde kalan ve bu defteri unutan kişi olup olmadığını tehit etmek için adamın ismini ve soyadını sordu fakat isim tutmuyordu. daha sonra otelde kalmış olan kişiyi tanıyıp tanımadığını sordu ve onun burada bir eşyasını unuttuğunu söyledi. adam, kekeleyerek ve heyacanlı bir şekilde anneme sorular yığdırmaya başladı.

- evet tanıyorum eski bir dostum.nasıl birşey unuttu?geri döndümü almak için?onu aradınız mı?

annem unuttuğu şeyin eski bir defter olduğunu söyledi. adam çok heyacanlanmış olmalıki, isterseniz ben ona bu defteri ulaştırabilirim dedi. annem de;

- adresini biliyorsanız ona kargo ya da posta yolu ile yollayacağız

dedi. annemin böyle demesine karşılık adam otelin tam adresini istedi ve otelde kalmak isteğini belirtti. annemse;

- gelmeniz bireyi değiştirmez, çünkü bu size ait bir eşya değil, vermemiz imkansız

diyerek konuşma bu şekilde bitmişti ancak annemin kafasında bir sürü şey vardı çünkü elinde eski, fransızca yazılı yırtık bir defter tutuyordu ve bu defter hiç tanımadığı birini çok heyacanlandırmıştı. bu olayın ertesi günü, annemin telefonda görü$tüğü kişi istanbuldan kalkıp otele gelmişti ve annemin karşısına çıkmıştı. anneme kendisi tanıttı ve en azından o defteri görüp göremeyeceğini sordu. annem şaşırmıştı. bu adamı buraya kadar getiren ne olabilirdi? annem adamın teklifini kabul etti ve defteri gösterdi. annemin tabiriyle adam defteri gördüğünde gözleri ışıl ışıl parlıyormuş ve yüzünde çok büyük bir sevinç varmış. annem, doğal olarak bunun ne anlama geldiğini, önemli bir$ey olmalıki sizi buraya getirdi şeklinde sorular yöneltmiş. adam hiçbirşey söylemeden defteri anneme geri verip teşekkür ederek yanından gitmiş. aradan 2 gün geçtikten sonra bu adam tekrar annemin odasına gelmiş ve defteri tekrar görmek istediğini söylemiş. annemse bu sefer kabul etmemiş çünkü artık bunların ne anlama geldiğini bilmek istiyormuş. adamda nasıl anlatacağımı bilemiyorum diyerek, çantasından aynı defterin devamını çıkarmış. evet annemdeki defterin devamıymış adamın çantasından çıkardığı defter..ve adam anlatmaya başlamış (tamamen adamın ağzından aktarıyorum);

- benim babam kurtuluş savaşı öncesi(1918), fransızların himayesinde bu çevrelerde maden ocaklarında çalıştırılmış. aynı şekilde bu otele gelip bu defteri unutan kişinin babasıda öyle. yani 2 arkadaş aynı yerde çalıştırılmışlar ve bu onların gizlice not tuttuğu defter. bilirsiniz ki kurtuluş savaşı öncesi yurdun her yerinde fransızlar, yunanlılar ve birçok yabancı devlet yurdu işgal etmişlerdi ve önemli maden yataklarında binlerce köle çalıştırarak, elde ettikleri madenleri işleyip kendi ülkelerine götürmeye çalışmışlardı(gümüş, kurşun, altın). işte benim babam ve bu defterin diğer sahibi olan babamın madendeki arkadaşıda çalıştırılan türk tutsalarından ikisiydi. benim babam orada ustabaşı olarak çalıştırılmış ve onun arkadaşı da yardımcısı olarak. çıkarılan madense türkiye'de oldukça çok olduğu düşünülen gümüş madeniydi. bilirsinizki gümüş yatağının olduğu yerde altında vardır. aslında babamlar fransızların uyruğu altında madenden altın çıkarıyorlardı ve bunları işleyip, demir yolu üzerinden denize ulaştırıp oradanda gemilerle kendi ülkelerine taşıyordular. fakat artık kurtuluş savaşı başlamış ve düşman ülkeden hızlı bir şekilde kaçmak zorunda kalmıştı ve kaçarken beraberinde götürebildiğini götürmüşler, kalanları ise tekrar geri dönüp alma umuduğuyla saklamışlar. fakat saklarken kimsenin bilmemesi için herkesi öldürmüşler. benim babam ve arkadaşı bundan kaçarak kurtulmuşlar ve bu olayı kimseye anlatmamak üzere, birbirlerine söz verip not tuttukları defteri 2'ye ayırmışlar. babam ölmeden evvel bana bu sırrını açıklayıp bana şu an bende olan defterin yarısını verdi. bense yıllardır şu an sizde olan defteri arıyorum ve ne tesadüftürki babam ölmeden önce bizim evin telefonunu sizdeki defterin arkasına yazmış ve sizde beni aradınız. bunun ne anlama geldiğini şimdi anlamışsınızdır umarım. elinizde tuttuğunuz defter, bendekiyle birleştirildiğinde bütün ipuçlarını ve yolları tamamlayacak ve beni fransızların bıraktığı hazineye götürecek.

- bunun bir sır olarak kalma ihtimali varmı aramızda? eğer başkaları öğrenirse neler olabileceğini biliyorsunuz değil mi?

annem sırrını tutacağını söylemiş ama bir şartla:

- defteri benim yanımda inceleyeceksiniz ve bana da herşeyi anlatacaksınız.

adam bu teklifi kabul etmiş ve otelde kaldığı süreçte sürekli annemin yanına gelip defteri tercüme etmiş ve tercümelerini anneme direk olarak aktarmış(fransızca biliyor olması tamamen raslantısal belki de sırf defterte yazanları anlamak adına zamanında öğrenmiş olabilir). adam şöyle anlatıyor:

defterde yazılana göre bir vadiden bahsediyor; vadinin bittiği yerde bir yarık göreceksin, yarığın tam karşısında onu sembolize eden bir meşe göreceksin(burda yarıktan kastı bir tepede olan mağarının girişi, tıpkı bir yarık gibi). yarığın girişinde bir koç kafası figürü göreceksin. içeriye girdiğinde dikkat et, önceden hazırlanmış çukur tuzağı var. onu dikkatlice geç ve tam öğle saatinde güneş ışığının süzülerek mağarayı küçücük bir delikten aydınlattığı yöne doğru git. işte orada bulunan zenginlik artık bizimdir. içerde bulunan miktar kimsenin tahmin edemeyeceği kadar çok fazla. 2 odadan oluşuyor birinci oda da seni ve sülaleni yıllarca ihya edecek derecede fazla. 2. oda ki buraya ulaşman çok zor ama olurda ulaşırsan devletini düşün, devletindeki refah düzeyini yükselticek kadar çok fazla var. unutmaman gerek önemli birşey var. biz buradayken papazlar geldi ve sanırım üzerine büyü yaptılar, kimse almaması için. artık deftere not tutmayacağız, buradan kaçacağız (07.08.1918)

adam bu şekilde defterde yazılanları anlattıktan sonra, yerinde duramıyordu ve annemden defineyle ilgilenen insanları tanıyıp tanımadığını sordu. annemse bilmediğini söyledi. adam otelde kalış süresini bir müddet daha uzatarak tek başına aramaya kalkışmış. biraz bilgi toplayarak, vadinin yerini bulmuş olmalıki başına kötü birşey gelmiş. adam, otele bir gün paçavra şekilde dönmüş. annemin yanına çıkıp, yeri buldum ama köylüler beni oradan dövüp, kovdular. hayatım tehlikede. buradan ayrılıyorum diyerek istanbula dönmüş ve bir daha adamdan hiçbir haber almamış. bu olay üzerine şüphelenen insanlar bulmaya çalışmışlar ama hiçbir şey bulamamışlar.

annemde bu olayı sır gibi tutup, 2 sene önce eniştemlerin yazlığında ailece otururken bizimle paylaştı. bizde büyük bir hevesle dinledik ama bu hevesin yakın bir zamanda bizi bir amaca sürekleyeceğini tahmin etmiyorduk. eniştem ve 2 kardeşinin yem fabrikaları var ve yıllardan beri çevre köylerde satış yapmak için sürekli arabalarıyla köyleri dolaşırlar. bu olayı dinledikten sonra hepimizin kafasında ya gerçektende böyle birşey varsa ve bizim bu kadar dibimizdeyse neden gerçek olup olmadığını kontrol etmiyoruz düşüncesi hakimdi. yeri hep beraber düşünüp, konuştuk ve yakın bir tahminde bulunduk. yer bir zamanlar ***** bölgesinin en kalabalık nüfusuna sahip olduğu, maden yataklarının olduğu "****" 'dı. çünkü orada bir vadi ve eski bir maden vardı. eniştem yine bir iş için o taraflara gittiği bir günde, vadinin oradan geçtiğini farketti ve durup bir yarık aradı fakat gözüne öyle bir yer ilişmedi. aklında sürekli bu yerin var olduğu düşüncesi olduğu için dönüş yolculuğunda durup tekrar bakmak istedi fakat yine görmemişti ki, oğlu(kuzenim) babasından önce, bir yarık olduğunu uzaktan fazla belli olmadığını farketti. olabilir mi diye düşündüler ve gelip gördüklerini anlattılar. 4 aile toplanarak (biz, eni$tem ve 2 kardeşinin ailesi) dağ yürüyüşü misali bir haftasonu gitmeye karar verdik. herkes o günü sabırsızlıkla bekliyordu. gün geldiğindeyse hepimiz eşofmanlarını giyip 3 araba yola koyulduk. araba belli bir yere kadar gidiyordu. arabaları bırakıp yürümeye başladık. vadinin başından sonuna kadar yürüdük. eniştemlerin gördüğü yarığın tam olarak nerde olduğunu bulmaya çalıştık. bu arada çok yorulmu$tuk ama yorulduğumuza deydi. yarığı bulmuştuk ve gerçektende defterde anlatıldığı gibi bir meşe ağacı vardı yarığın kar$ısında. çok iyi kamafulaj olmuştu mağaranın giri$i. oradaki yaşayan insanların haricinde bir başkasının orada bir mağra olduğunu bilmesi veya görmesi çok zor bir durumdu. baştan girmek için tereddüt ettik ama hazırlıklı gelmiştik. bir halatımız ve fenerimiz vardı. sonra aramızdan 2 kişi inmeye karar verdi, ipi mağarının girişindeki kayaya bağlayarak aşağıya inicektik. mağara çok içe doğru kıvrılarak dik bir şekilde iniyordu. yine defterde anlatıldığı gibi bir çukur olduğunu biliyorduk ve buna dikkat edilmesi gerektiğini hatırlattık inecek ki$ilere. halatı kendilerine bağlayıp indiler aşağıya, bu sırada sürekli bize sesleniyorlardı nerede olduklarını ve ne durumda olduklarını bilmemiz için. bir müddet sonra yukarı çıktılar. içerisinin çok karanlık ve soğuk olduğunu, 2 yolun ileriye doğru gittiğini, bir yolunsa ancak sürüklenerek geçilebileceğini söylediler. fazla uğraşmadan geri döndük. aklımız sürekli oradaydı. haftaya bir kez daha gidicektik ve daha az kişiyle gidicektik ki dikkat çekmeyelim. bu sefer kamerada olucaktı, içeriyi çekmek istiyorduk

1 hafta sonra...

daha az kişiyle aynı şekilde + kameramızla birlikte tekrar oradaydık. bu sefer içeriye bende dahil olmak üzere 5 kişi girdik. içeriye kayarak girmeye başladım. gerçektende çok dikti ve kaydırak gibi kıvrılarak gidiyordu. tam mağarının içine vardığınızda ise gerçektende sizi derin bir çukur bekliyordu. hepimiz inmiştik. içeriyi incelemeye başladık. daha önceden yapıldığını düşündüğümüz üst üste dizilmiş taşlar vardı duvarlarda ve anladığımız kadarıyla mum delikleri vardı belli aralıklarla. 2 yol vardı. ilk önce 1. yola gittik ve sonunda hiçbir yere çıkamadık. tıkanıp kaldık. 2.yol'u deneyecektik ama çoğumuz uzun boyluydu ben ve biri hariç. sürüklenerek 2.yolu geçip ne olduğuna bakacaktık bu süredede kayıt yapacaktık. yakla$ık 10mt süründüm. sonunda tıpkı bir fanusu hatırlatan bir yere geldim. oval bir şekildeydi ve yol onun içinde bitiyordu. çok dardı içinde durmak istediğiniz zaman tıpkı anne karnındaki bir bebek gibi cenin pozisyonunda durmanız gerekiyordu. bahsettiğim fanus şeklindeki yer yolun sonuydu ama çok geçmeden farkettimki yol taşlarla bariz bir şekilde kapatılmıştı..fazla birşey bulamadan geri döndük. kayıtları evde tekrar tekrar izledik ve bir karara vardık her 2 yolun sonunuda kazacaktık ama nasil?

oturup düşündük. bireylerin çoğu çalışan işadamıydı ve zaman kaybı olarak düşündüler oralarının kazınmasını ve maaliyeti çok yüksek olurdu. hadi herşeyi geçtik yakalanırsak çok büyük cezaları var dediler. bunları diyen eniştemin 2 kardeşi. eniştemse onlarla aynı fikirde değildi. kafaya koymuştu, bir şekilde kazacaktık, o duvaları ve kayaları kaldıracaktık oradan. bildiğimiz birşey vardı. kesinlikle oraya çalışma aletleri götüremezdik. anında yakalanırdık. çok sık gözükemezdik çünkü köylüler anlarlardı. eniştem düşündü ve taşındı, kabul edilirse gitmek istediğini ancak bunun için insan gücüne ihtiyacı olduğunu söyledi ve yıllardan beri fabrikasında çalışan 2 fakir işçisine olayı anlattı. kabul ettiler, karşılığında her çalıştıkları günün parasını alacaklardı ve bulunursa da paylarına düşenleri alacaklardı. geriye nasıl çalışılacağı hangi saatte gidilmesi, neler götürülmesi gerektiğinin planlaması kalmıştı. böyle bi durumda plan hemen hazırlandı. taş kıracak bir büyük çivi, küçük balyoz, halatlar, mumlar, el fenerleri, erzak, uyku tulumu..herşey alındı. şimdi sıra hangi zamanda gidileceği ve extradan kimlerin gideceği kalmı$tı. ben zaten baştan gönüllüydüm(indiana jones olacağız ya) ve listede bende vardım. 4 kişi içerde çalışacaktı ve 5. kişi sadece arabayla getir götür işinde olucaktı. gece 3.30 gibi yola çıkılacak böylece kimse farketmicekti.

ilk kazı günü.. saat 03.30 (14.05.2004)

üzerime eşofmanlarımı giydim, çantama bere, eldiven, atkı ve hepsi eski olmak üzere bir pantolon aldım. eniştem kapının önüne arabayla geldi ve diğer kişileri alacağımız söyledi. onları da evlerinden altıktan sonra dağ yolunu tutmaya başladık. arabayı eniştemin kardeşi kullanıyordu. o bizi bıraktıktan sonra geri dönecekti ve kararlaştırdığımız saatte bizi bıraktığı yerden alacaktı. 1,5 saatlik dağ yolundan sonra vadinin başında bizi bıraktı. eniştem;

- sen benimle gel. biz önden gidelim diğer 2'sde arkamızdan gelsinler böylece birşey olursa en azından 2 kişi saklanır

dedi.

saklanacaktık da ama kimden? gecenin 5'i olmuştu ve ortalık zifiri karanlıktı. birtek ayın ışığı vadiyi aydınlatıyordu. inanılmaz bir heyecan aldı içimi. tam bir maceranın ortasındaydım. bunu hayatım boyunca unutmayacağım diyerek söyleniyordum. koca vadide bir tek bizim ayak sesimiz vardı. vadi yürüyüşü ortalama 1 saat sürüyor ve biz mağaraya ulaşana kadar hava aydınlanmış oluyordu. böylece köylülerde bizi farketmeden ulaşmış oluyorduk. mağaraya girmeden eski eşyalarımızı giyip, kahvaltı ettik. kahvaltıdan sonra herkes sırayla indi. son kalan eşyaları mağaraya indirip, girişteki ayak izlerini sildi ve halatı çıkartarak ipsiz mağaraya indi. herkes hazırdı çalışmak için. ilk önce 1.yolun sonundan başlayacaktık. çünkü orada ayakta durabiliyorduk ve 4'müzde oraya sığardık. taşları elden ele vererek şu tuzak olan 10 m'lik çukuru doldurmaya karar verdik böylece ilerde tehlike teşkil etmeyecekti. yaklaşık 5 saat çalıştık içeride. öğle saatinde dışarı çıkıp birşeyler yiyip, biraz kestirecektik. tam mağaradan çıkacakken birşeyi farkettik;

"işık hüzmesi" şu defterde bahsedilen mağarının içerisine öğle saatinde süzülen "ışık hüzmesi". kendimi bir an kayıp kenti arayan indiana jones havasına soktum. şaşırdık kaldık. tamda sürünerek gidilen 2. yolu gösteriyordu. biz yanlış yeri mi kazıyorduk??? yukarıya çıktıktan sonra ,2.yolu kazmak yerine, ışık hüzmesinin gösterdiği yeri kazmaya karar verdik ama nasıl yapacaktık? o yolun sonuna bir insan bile zor sığıyordu ve oradan çıkan taşları 10 m'lik çukura nasıl taşıyacaktık? biraz kestirdikten sonra tekrar indik içeriye ve nasıl yaparız diyerek hesaplamaya çalıştık(mühendis bir arkadaşımın olmasını o an çok istedim). eniştemin işçisi bodur bir adamdı ve elinden çok iş gelen biriydi.

- bir bakayım, orada çalışabilirim. bize bidon lazım, 2'ye keseceğiz. içinden halat geçireceğiz. böylece bir ray sistemi yapacağız. ben, yoldan çıkardığımız taşları buna dolduracağım. herkes belli yerde durup çekme görevinde olucak

dedi.

mantıklı geldi ve kabul ettik ancak şu an bunu yapacak malzememiz yoktu. bir dahaki gelişimizde uğraşmamak için mum deliklerine mumları yerleştirdik ve dönüş saatimizi bekledik. döndüğümüzde yaşadıklarımızı bir bir anlattık aile fertlerine. kimileri olumlu bakarken kimileriyse hala bunun bir zaman kaybı olduğunu düşünüyordu.

1 hafta sonra...

bu sefer extradan halatımız ve ray sistemi olacak bir bidonumuz vardı. artık tam anlamıyla çalışacaktık. benim buradaki görevim 2. yolun sonunda fanus şeklinde yerde çalışan kişinin biraz arkasında durup, taşları koyması için yardımcı olmaktı. diğerleri çekmekle görevli olacaktı ve öylede oldu.

yaklaşık 3 ay boyunca her hafta gittik. 10 m'lik çukur artık dolmuştu. mağarının başka yerlerine taşları yığmalıydık. işin en ilginç tarafıysa bizim çalıştığımız yerden aldığımız taşlar, ertesi hafta tekrar çalışmaya gittiğimizde sanki hiç oradan taş almamışız gibi aynı hizada durmasıydı. bu bizi sinir harbine sokmaya başladı. alıyoruz, alıyoruz ama ilerliyemiyoruz, yol bir türlü açılmıyordu. yine bir gün çalışırken koca bir kaya çıktı karşımıza. kırıldı ama 2 saatimizi aldı. o kayayı almamız bize birşeyi farkettirmişti ki bu çok önemli birşeydi bizim için. kayayı aldığımız anda yukarıdan taş parçalarının indiğini farkettik. yani durum şuydu. bizim kayaları almaya çalıştığımız yer, aslında tam bir tuzaktı, bir yıldırma tuzağı;

bir kum saati düşünün. kum saatini ters çevirdiğinizde küçük bir delikten azar azar akar kum. biz oradaki kayaları aldıkça yukarıdan yenileri geliyordu. aslında kocaman bir hunin küçük deliğinden taşları tek tek almak gibiydi ve haklıydıkta.

mağarının tepesine çıktık ve gördüğümüze şaşırdık. kocaman bir delik ve ağzına kadar kayalarla doldurulmuş. biz alttan aldıkça buradaki kayalar aşağıya kayıp tekrar orayı dolduruyordu. ne yapabilirdik? tepeden kayaları alamazdık bizi anında yakalarlardı ve doğal olarak içeriden çalışmalıydık. ama bir şekilde de o kayaların akmasını engellemeliydik. fakat artık sonbahar yaklaşıyordu. kazılara ara vericektik. kışın içeride çalışılması imkansızdı. ilkbaharı bekleyecektik.

ilkbahar ayları ve biz yine peşindeyiz..

ümitler azalmıştı. eski heyacan gidiyordu. çünkü önümüzde büyük bir engel ve kısıtlama vardı. yine çalışmaya gittiğimizin günün öğle yemeği arasında, eniştem yattığı yerden birşeyi farketti. mağaranın girişinde defalarca gelmemize rağmen göremediğimiz birşey. bir koç kafası figürü. hemen incelemeye başladık, acaba bir harita olabilirmiydi. yoksa sadece bir sembolmüydü? birşey çıkartamayınca bunun bir sembol olduğuna karar verdik ve mağarının girişini incelemeye başladık ve yine şaşkına döndük. birşey daha bulmuştuk. bu bir tarih diklemesine kazınmıştı..

1
9
1
8

tam da defterde anlatılan tarihti. bunlar bizim morelimizi arttırmaya yetti ve üstüne üstelik bu sırada annemin başından şöyle bir olay geçti:

annem kat şefliğinden rezarvasyon bölümüne inmişti. artık orada çalışıyordu. otele o günlerde bir aile geldi. bir oğulları vardı ve garip biriymiş annemin anlattığına göre. yani annem deli olduğunu sanmış. annem rezarvasyon odasından çıkarken bunlarda tam o sırada otele giriyorlarmış ve bu çocuk annemi hiç tanımadığı halde yanına gelip;

deli: sana yardım ediyimmi?
annem: ne için yardım edeceksin?
deli: bulamadığın şeyi bulmak için. benide götür oraya ben sana yardım ederim.

annem şok. anne babası gelmiş yanına çocuğun.

- kusura bakmayın oğlumuz biraz gariptir aldırmayın size ona

ve gitmi$ler. aradan 2 gün sonra bu sefer aileyle beraber çocuk annemin yanına gelmişler.

- oğlum durmuyor, sizin yanınıza gelmek istiyor, sana yardım etmek istiyor.

annem: ne için yardım edecek ki?(bilmiyor tavırlarıyla)
deli: uzat elini ben sana yardım ederim

annemde korkmuş uzatmamış elini. daha sonra baba oğluyla gidince. anne bir açıklamada bulunmuş. oğlumuz gariptir, odasına kapanır ve günlerce çıkmaz sadce yemek saatinde yemek götürürüz o kadar demiş. komşularımız hacca gittiklerinde onu hacda çoğu defa gördüklerini, onlara yardım ettiğini söylerler. eğer sana yardım etmek istiyorsa bırak yardım etsin demiş. ama annem bu durumda onu oraya götüremez ve bu olaydan kesinlikle bahsetemezdi. otelden ayrılırken dahi sana yardım et izin ver demiş.

yanlız bu kadar olumlu şeylere rağmen yinede bizi etkileyen bişiler vardı. çalışan 2 işçiden 1'i mide kanaması geçirdi ve birdaha bizimle çalışamayacağını söyledi. artık yılmıştı herkes bende dahil olmak üzere. bizi son sevindiren şey ise;

bir alet götürmüştük, şu altını tespit eden ilk icatlardan. aleti çalıştığımız yerin sonuna getirdiğimizde alet fıldır fıldır dönüyordu..

"altın=karayipler"

bu bir koddu bizim aramızda. hiçbir zaman altın demedik.telefon görüşmelerinde bile karayiplerdi adı ve hep öyle kaldı."karayiplerde hava bugün nasıldı?"

zaman zaman hayallere dalardık. herkes ne alacağını düşünürdü. bu dönemde de hep çalışmaya devam ettik. yaklaşık 2 sene aralıklarla çalıştık(kış, hastalık). hesaplarımıza göre tam 14 kamyon taş çıkardık o yoldan ve huni neredeyse boşalmıştı. yukardan baktığımızda artık çukur bir yer görüyorduk fakat hala taş vardı ve hala çalışılması gerekiyordu.

ihanet...

çalışmalara beni çağırmaz olmuşlardı. bizim aileye pek birşeyde söylenmez olmuştu son zamanlarda. bende kıllanmaya başlamıştım bundan ve olan oldu. annem(biz) pay ortaklarından biriydi ve onu kendi kararlarınca diskalifiye edeceklerdi. yani pay büyüyecekti aralarında ve eniştemler bunu bize yaptılar. anneme türlü türlü iftirada bulundular ve bizi bu olaydan uzaklaştırdılar. çünkü yaklaştıklarını biliyordular. yaklaşmıştıkta. sonuçta bende oradaydım ve son dönemlerde gaz maskesi dahi alınmıştı(metan gazına karşı). elimiz kolumuz bağlı kaldı. ihbar edemezdik çünkü bizde işin içindeydik bizide yakarlardı beraberlerinde. bu iş için kuyumcu dükkanı dahi açılmıştı. şu an hala var. içlerinden biri istanbula gidip altın eritmeyi ve tekrar işlemeyi öğrenmişti. çünkü orada bulucağımız altınlar külce halinde olacaklardı ve muhtemelen üzerlerinde fransız damgası olucaktı ve piyasaya tekrar dönüştürülmüş şekilde sunulacaktı. bizeyse para olarak dönücekti.

buldular mı acaba?

evet bence buldular..buraya kadar geldiler dünyanın masrafını yaptılar bundan sonra kim yarı yolda bırakır ki bu işi hem de bu kadar ipucu bu kadar olay birbirini tutarken? hatta anneme kızgınlıkları sırasında anneme ağızlardan birşeyi kaçırdılar.
- bulduklarımızdan alamayacaksın!

ve sonra kıvırmaya çalıştılar ama nafile o sözü duymuştuk bir defa. tahminimce ilk odaya ulaştılar. küçük olan odaya..

şimdilerdeyse tekrar gitmeyi düşünüyorum ama tuzak ya da benzeri birşey yapmış olabilirler. çünkü benim oraya gitme ihtimalimi çoktan düşünmüşlerdir ve bulduysalar bile oradan hızlı bir şekilde çıkarmışlardır..ama herşeye rağmen bir kaç arkadaşımla tekrar gideceğim. sonuçta bizim de hakkımız bizim de emeğimiz bizim de bilgimiz vardı orada ama hakkı olanlar için(bizde dahil) acaba gerçektende hakkımız varmı onları almamıza? eğer gerçektende emin olabilsem devletin bu tür birşeyi bulduğunda ülkesindeki bütün fakirlere inanılmaz olanaklar sağlayabileceğini bilsem bir dakika düşünmem söylerdim..

önemli not: bu yazıyı 4-5 sene evvel kızgınlığımla, ayrıntılarıyla yazmıştım bir foruma. o zamandan bu zamana çok şeyler değişti. rivayete göre bu yazıyı okuyan holdingin ileri gelenlerinden biri "hazır, biz de tam da o bölgeye fabrika kuracaktık, kurmuşken tam oraya kuralım, burda da böyle gerçekçi bir olay var " demiş. bu olayın aile macerasından çıkıp işin içine türkiyenin saygın bilinen bir holdingininde dahil olduğunu duymak ve inanmak adına geçtiğimiz yaz arkadaşımla motora atlayıp o bölgeye gittik ve bilin bakalım o vadi de ne vardı?

yüzlerce çalışanıyla, şantiye bölgesine girilmez tabelasıyla, tam da mağarının bulunduğu yerde kocaman bir araştırma fabrikası.. vayyy be dedim. adamlar harbi harbi gelmişler kocaman fabrika kurmuşlar.

tesadüf mü dersiniz? böyle bir olayı yaşadıktan sonra, tesadüf ihtimalini vermekte zorlanıyorum. evet orada bir fabrika var ve gerçektende yapması gereken işi yapıyor. bir zamanlar tepeden bakıpta o yarığı görmek yerine artık, şantiye araçlarını, o koca fabrikayı görünce insan içleniyor. keşke demek istemezdim ama ne yazık ki keşke diyorum. daha bir gençtik sanki. siz olsanız ne yapardınız?
Sitemizde Sunulan Bilgiler, Tavsiyeler ve İşaretlere Yorumlar Yasal Kazı Yapacağınız İçindir ve Yasal Kazı Yaptığınızı Varsayarak Paylaşılmıştır, Lütfen Kaçak Kazı Yapmayalım


http://www.definem.org Ana Sayfamızdaki Define İşaretlerimize Yorumlarınızı Bekliyoruz.

sqnqt tqrihçiyim_05
PROFESYONEL
PROFESYONEL
Mesajlar: 84
Kayıt: 23 Şub 2011, 15:18

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen sqnqt tqrihçiyim_05 » 14 Mar 2012, 12:53

Misya,bu anlattıklarınız gerçekmi? ben inanmakta güçlük çekiyorum.soluksuz okudum tıpkı bir filim senaryosu gibi.ben neyapardım bilemiyorum çünkü özellikle deli çocuk kısmı enteresan. :?:

sinleess
DefinemORG'cu
DefinemORG'cu
Mesajlar: 112
Kayıt: 07 Oca 2010, 22:25

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen sinleess » 14 Mar 2012, 13:06

guzel bı olay .usta pekı akrabalarınızın mal varlıgı degıstımı.keske devlete gıdıp her seyı goze alıp annenızıde oaradan uzaklastırıp.sız alsaydınız.eger gercekse usta cok yazık olmus .

Kullanıcı avatarı
MustanG
YÖNETİM
YÖNETİM
Mesajlar: 1066
Kayıt: 26 May 2009, 03:08
Konum: Bursa
İletişim:

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen MustanG » 14 Mar 2012, 17:22

Konu verilen linkten alıntı, o linkte ki şahıs paylaşmış, Misya'da kaynak göstererek paylaşmış, gerçekten film gibi bir hikaye, hatta filmi çekilebilir :)
Sitemizde Sunulan Bilgiler, Tavsiyeler ve İşaretlere Yorumlar Yasal Kazı Yapacağınız İçindir ve Yasal Kazı Yaptığınızı Varsayarak Paylaşılmıştır, Lütfen Kaçak Kazı Yapmayalım


Sen hakka tevekkül kıl
Tefviz et rahatı bul
Sabreyle ve râzı ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler...

kut
Mesajlar: 1
Kayıt: 17 Kas 2009, 20:54

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen kut » 14 Mar 2012, 17:57

Güzel bir paylaşım.soluksuz okudum

Kullanıcı avatarı
trmytwins
Mesajlar: 115
Kayıt: 23 Ara 2011, 10:57

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen trmytwins » 14 Mar 2012, 20:42

Misya usat bu yeri tahmin edebiliyordur kanımca.banada hiç yabancı gelmedi bu yer... :mrgreen: :mrgreen:

Kullanıcı avatarı
GiryaN
Mesajlar: 745
Kayıt: 10 Eyl 2009, 20:09

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen GiryaN » 14 Mar 2012, 22:00

Yeri bilen varsa söylesin gerçekten merak ettim.:) Her definecinin hayali böyle bir iş işte definecilik diyoruz ya boşuna demiyoruz peşinden koştuğumuz bazıları için hayali şeyler fakat bizim için değil 70 yaşınada gelsek bulacaz arkadaş ! :)
İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.

tevfik
Mesajlar: 88
Kayıt: 15 Mar 2010, 13:57
Konum: Manisa/Fethiye

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen tevfik » 14 Mar 2012, 22:18

Misya yazdı:Ekşiszölük'den alıntıdır Link: http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=de ... 1lar%C4%B1
define arama dürtüsü, merak ve heyecanı bir arada yaşayan, define arayan kişiler, topluluk veya grup.

bu gruba yıllar önce 1 seneliğine de olsa girmişliğim var. bizzat ve bizzat başımdan geçen olaydır. nasıl mı? işte şöyle ;

not : olayın geçtiği yer ve kişilerin isimlerini değiştirerek veya vermeyerek anlatacağım (bilgisayarımda notepad'imde kayıtlı olduğu için direk aktarıyorum)

yaklaşık 14 sene önce,*******'e bağlı ***** ilçesindeki 4 yıldızlı bir kaplıcada, annemin kat şefliği yaptığı dönemde başından geçen bir olayla başladı bizim maceramız. bildiğiniz üzere otele gelen müşteriler, otelden çıkışlarını yaptıktan sonra kat şefinin kontrolünde odalar temizlenir ve eğer bir eşya unutulmuş ise bu kat şefinin himayesi altında tutulur ve o odada kalan kişiye tekrar ulaşılarak geri iade edilir. yine o tarz bir olay yaşanmıştı, yaşlı bir adam otelden ayrılırken otel odasında eski bir defter unutmuştu. annem de, otel yönetmeliklerinin gerektirdiği şekilde ilk önce odasındaki dolaba saklamış ve unutan kişiye ulaşmak için bir kaç gün beklemişti. bir ara annemin kafasına takıldı bu defter ve incelemek istedi. fakat üzerinde yazılan yazılar fransızcaydı ve defter çok yıpranmış haldeydi. sonra defterin arkasında bir istanbul numarasının olduğunu farketti ve direk olarak bu numarayı aradı. telefonu açan yaşlı bir adamdı. annem, kendini tanıttıktan sonra otelde kalan ve bu defteri unutan kişi olup olmadığını tehit etmek için adamın ismini ve soyadını sordu fakat isim tutmuyordu. daha sonra otelde kalmış olan kişiyi tanıyıp tanımadığını sordu ve onun burada bir eşyasını unuttuğunu söyledi. adam, kekeleyerek ve heyacanlı bir şekilde anneme sorular yığdırmaya başladı.

- evet tanıyorum eski bir dostum.nasıl birşey unuttu?geri döndümü almak için?onu aradınız mı?

annem unuttuğu şeyin eski bir defter olduğunu söyledi. adam çok heyacanlanmış olmalıki, isterseniz ben ona bu defteri ulaştırabilirim dedi. annem de;

- adresini biliyorsanız ona kargo ya da posta yolu ile yollayacağız

dedi. annemin böyle demesine karşılık adam otelin tam adresini istedi ve otelde kalmak isteğini belirtti. annemse;

- gelmeniz bireyi değiştirmez, çünkü bu size ait bir eşya değil, vermemiz imkansız

diyerek konuşma bu şekilde bitmişti ancak annemin kafasında bir sürü şey vardı çünkü elinde eski, fransızca yazılı yırtık bir defter tutuyordu ve bu defter hiç tanımadığı birini çok heyacanlandırmıştı. bu olayın ertesi günü, annemin telefonda görü$tüğü kişi istanbuldan kalkıp otele gelmişti ve annemin karşısına çıkmıştı. anneme kendisi tanıttı ve en azından o defteri görüp göremeyeceğini sordu. annem şaşırmıştı. bu adamı buraya kadar getiren ne olabilirdi? annem adamın teklifini kabul etti ve defteri gösterdi. annemin tabiriyle adam defteri gördüğünde gözleri ışıl ışıl parlıyormuş ve yüzünde çok büyük bir sevinç varmış. annem, doğal olarak bunun ne anlama geldiğini, önemli bir$ey olmalıki sizi buraya getirdi şeklinde sorular yöneltmiş. adam hiçbirşey söylemeden defteri anneme geri verip teşekkür ederek yanından gitmiş. aradan 2 gün geçtikten sonra bu adam tekrar annemin odasına gelmiş ve defteri tekrar görmek istediğini söylemiş. annemse bu sefer kabul etmemiş çünkü artık bunların ne anlama geldiğini bilmek istiyormuş. adamda nasıl anlatacağımı bilemiyorum diyerek, çantasından aynı defterin devamını çıkarmış. evet annemdeki defterin devamıymış adamın çantasından çıkardığı defter..ve adam anlatmaya başlamış (tamamen adamın ağzından aktarıyorum);

- benim babam kurtuluş savaşı öncesi(1918), fransızların himayesinde bu çevrelerde maden ocaklarında çalıştırılmış. aynı şekilde bu otele gelip bu defteri unutan kişinin babasıda öyle. yani 2 arkadaş aynı yerde çalıştırılmışlar ve bu onların gizlice not tuttuğu defter. bilirsiniz ki kurtuluş savaşı öncesi yurdun her yerinde fransızlar, yunanlılar ve birçok yabancı devlet yurdu işgal etmişlerdi ve önemli maden yataklarında binlerce köle çalıştırarak, elde ettikleri madenleri işleyip kendi ülkelerine götürmeye çalışmışlardı(gümüş, kurşun, altın). işte benim babam ve bu defterin diğer sahibi olan babamın madendeki arkadaşıda çalıştırılan türk tutsalarından ikisiydi. benim babam orada ustabaşı olarak çalıştırılmış ve onun arkadaşı da yardımcısı olarak. çıkarılan madense türkiye'de oldukça çok olduğu düşünülen gümüş madeniydi. bilirsinizki gümüş yatağının olduğu yerde altında vardır. aslında babamlar fransızların uyruğu altında madenden altın çıkarıyorlardı ve bunları işleyip, demir yolu üzerinden denize ulaştırıp oradanda gemilerle kendi ülkelerine taşıyordular. fakat artık kurtuluş savaşı başlamış ve düşman ülkeden hızlı bir şekilde kaçmak zorunda kalmıştı ve kaçarken beraberinde götürebildiğini götürmüşler, kalanları ise tekrar geri dönüp alma umuduğuyla saklamışlar. fakat saklarken kimsenin bilmemesi için herkesi öldürmüşler. benim babam ve arkadaşı bundan kaçarak kurtulmuşlar ve bu olayı kimseye anlatmamak üzere, birbirlerine söz verip not tuttukları defteri 2'ye ayırmışlar. babam ölmeden evvel bana bu sırrını açıklayıp bana şu an bende olan defterin yarısını verdi. bense yıllardır şu an sizde olan defteri arıyorum ve ne tesadüftürki babam ölmeden önce bizim evin telefonunu sizdeki defterin arkasına yazmış ve sizde beni aradınız. bunun ne anlama geldiğini şimdi anlamışsınızdır umarım. elinizde tuttuğunuz defter, bendekiyle birleştirildiğinde bütün ipuçlarını ve yolları tamamlayacak ve beni fransızların bıraktığı hazineye götürecek.

- bunun bir sır olarak kalma ihtimali varmı aramızda? eğer başkaları öğrenirse neler olabileceğini biliyorsunuz değil mi?

annem sırrını tutacağını söylemiş ama bir şartla:

- defteri benim yanımda inceleyeceksiniz ve bana da herşeyi anlatacaksınız.

adam bu teklifi kabul etmiş ve otelde kaldığı süreçte sürekli annemin yanına gelip defteri tercüme etmiş ve tercümelerini anneme direk olarak aktarmış(fransızca biliyor olması tamamen raslantısal belki de sırf defterte yazanları anlamak adına zamanında öğrenmiş olabilir). adam şöyle anlatıyor:

defterde yazılana göre bir vadiden bahsediyor; vadinin bittiği yerde bir yarık göreceksin, yarığın tam karşısında onu sembolize eden bir meşe göreceksin(burda yarıktan kastı bir tepede olan mağarının girişi, tıpkı bir yarık gibi). yarığın girişinde bir koç kafası figürü göreceksin. içeriye girdiğinde dikkat et, önceden hazırlanmış çukur tuzağı var. onu dikkatlice geç ve tam öğle saatinde güneş ışığının süzülerek mağarayı küçücük bir delikten aydınlattığı yöne doğru git. işte orada bulunan zenginlik artık bizimdir. içerde bulunan miktar kimsenin tahmin edemeyeceği kadar çok fazla. 2 odadan oluşuyor birinci oda da seni ve sülaleni yıllarca ihya edecek derecede fazla. 2. oda ki buraya ulaşman çok zor ama olurda ulaşırsan devletini düşün, devletindeki refah düzeyini yükselticek kadar çok fazla var. unutmaman gerek önemli birşey var. biz buradayken papazlar geldi ve sanırım üzerine büyü yaptılar, kimse almaması için. artık deftere not tutmayacağız, buradan kaçacağız (07.08.1918)

adam bu şekilde defterde yazılanları anlattıktan sonra, yerinde duramıyordu ve annemden defineyle ilgilenen insanları tanıyıp tanımadığını sordu. annemse bilmediğini söyledi. adam otelde kalış süresini bir müddet daha uzatarak tek başına aramaya kalkışmış. biraz bilgi toplayarak, vadinin yerini bulmuş olmalıki başına kötü birşey gelmiş. adam, otele bir gün paçavra şekilde dönmüş. annemin yanına çıkıp, yeri buldum ama köylüler beni oradan dövüp, kovdular. hayatım tehlikede. buradan ayrılıyorum diyerek istanbula dönmüş ve bir daha adamdan hiçbir haber almamış. bu olay üzerine şüphelenen insanlar bulmaya çalışmışlar ama hiçbir şey bulamamışlar.

annemde bu olayı sır gibi tutup, 2 sene önce eniştemlerin yazlığında ailece otururken bizimle paylaştı. bizde büyük bir hevesle dinledik ama bu hevesin yakın bir zamanda bizi bir amaca sürekleyeceğini tahmin etmiyorduk. eniştem ve 2 kardeşinin yem fabrikaları var ve yıllardan beri çevre köylerde satış yapmak için sürekli arabalarıyla köyleri dolaşırlar. bu olayı dinledikten sonra hepimizin kafasında ya gerçektende böyle birşey varsa ve bizim bu kadar dibimizdeyse neden gerçek olup olmadığını kontrol etmiyoruz düşüncesi hakimdi. yeri hep beraber düşünüp, konuştuk ve yakın bir tahminde bulunduk. yer bir zamanlar ***** bölgesinin en kalabalık nüfusuna sahip olduğu, maden yataklarının olduğu "****" 'dı. çünkü orada bir vadi ve eski bir maden vardı. eniştem yine bir iş için o taraflara gittiği bir günde, vadinin oradan geçtiğini farketti ve durup bir yarık aradı fakat gözüne öyle bir yer ilişmedi. aklında sürekli bu yerin var olduğu düşüncesi olduğu için dönüş yolculuğunda durup tekrar bakmak istedi fakat yine görmemişti ki, oğlu(kuzenim) babasından önce, bir yarık olduğunu uzaktan fazla belli olmadığını farketti. olabilir mi diye düşündüler ve gelip gördüklerini anlattılar. 4 aile toplanarak (biz, eni$tem ve 2 kardeşinin ailesi) dağ yürüyüşü misali bir haftasonu gitmeye karar verdik. herkes o günü sabırsızlıkla bekliyordu. gün geldiğindeyse hepimiz eşofmanlarını giyip 3 araba yola koyulduk. araba belli bir yere kadar gidiyordu. arabaları bırakıp yürümeye başladık. vadinin başından sonuna kadar yürüdük. eniştemlerin gördüğü yarığın tam olarak nerde olduğunu bulmaya çalıştık. bu arada çok yorulmu$tuk ama yorulduğumuza deydi. yarığı bulmuştuk ve gerçektende defterde anlatıldığı gibi bir meşe ağacı vardı yarığın kar$ısında. çok iyi kamafulaj olmuştu mağaranın giri$i. oradaki yaşayan insanların haricinde bir başkasının orada bir mağra olduğunu bilmesi veya görmesi çok zor bir durumdu. baştan girmek için tereddüt ettik ama hazırlıklı gelmiştik. bir halatımız ve fenerimiz vardı. sonra aramızdan 2 kişi inmeye karar verdi, ipi mağarının girişindeki kayaya bağlayarak aşağıya inicektik. mağara çok içe doğru kıvrılarak dik bir şekilde iniyordu. yine defterde anlatıldığı gibi bir çukur olduğunu biliyorduk ve buna dikkat edilmesi gerektiğini hatırlattık inecek ki$ilere. halatı kendilerine bağlayıp indiler aşağıya, bu sırada sürekli bize sesleniyorlardı nerede olduklarını ve ne durumda olduklarını bilmemiz için. bir müddet sonra yukarı çıktılar. içerisinin çok karanlık ve soğuk olduğunu, 2 yolun ileriye doğru gittiğini, bir yolunsa ancak sürüklenerek geçilebileceğini söylediler. fazla uğraşmadan geri döndük. aklımız sürekli oradaydı. haftaya bir kez daha gidicektik ve daha az kişiyle gidicektik ki dikkat çekmeyelim. bu sefer kamerada olucaktı, içeriyi çekmek istiyorduk

1 hafta sonra...

daha az kişiyle aynı şekilde + kameramızla birlikte tekrar oradaydık. bu sefer içeriye bende dahil olmak üzere 5 kişi girdik. içeriye kayarak girmeye başladım. gerçektende çok dikti ve kaydırak gibi kıvrılarak gidiyordu. tam mağarının içine vardığınızda ise gerçektende sizi derin bir çukur bekliyordu. hepimiz inmiştik. içeriyi incelemeye başladık. daha önceden yapıldığını düşündüğümüz üst üste dizilmiş taşlar vardı duvarlarda ve anladığımız kadarıyla mum delikleri vardı belli aralıklarla. 2 yol vardı. ilk önce 1. yola gittik ve sonunda hiçbir yere çıkamadık. tıkanıp kaldık. 2.yol'u deneyecektik ama çoğumuz uzun boyluydu ben ve biri hariç. sürüklenerek 2.yolu geçip ne olduğuna bakacaktık bu süredede kayıt yapacaktık. yakla$ık 10mt süründüm. sonunda tıpkı bir fanusu hatırlatan bir yere geldim. oval bir şekildeydi ve yol onun içinde bitiyordu. çok dardı içinde durmak istediğiniz zaman tıpkı anne karnındaki bir bebek gibi cenin pozisyonunda durmanız gerekiyordu. bahsettiğim fanus şeklindeki yer yolun sonuydu ama çok geçmeden farkettimki yol taşlarla bariz bir şekilde kapatılmıştı..fazla birşey bulamadan geri döndük. kayıtları evde tekrar tekrar izledik ve bir karara vardık her 2 yolun sonunuda kazacaktık ama nasil?

oturup düşündük. bireylerin çoğu çalışan işadamıydı ve zaman kaybı olarak düşündüler oralarının kazınmasını ve maaliyeti çok yüksek olurdu. hadi herşeyi geçtik yakalanırsak çok büyük cezaları var dediler. bunları diyen eniştemin 2 kardeşi. eniştemse onlarla aynı fikirde değildi. kafaya koymuştu, bir şekilde kazacaktık, o duvaları ve kayaları kaldıracaktık oradan. bildiğimiz birşey vardı. kesinlikle oraya çalışma aletleri götüremezdik. anında yakalanırdık. çok sık gözükemezdik çünkü köylüler anlarlardı. eniştem düşündü ve taşındı, kabul edilirse gitmek istediğini ancak bunun için insan gücüne ihtiyacı olduğunu söyledi ve yıllardan beri fabrikasında çalışan 2 fakir işçisine olayı anlattı. kabul ettiler, karşılığında her çalıştıkları günün parasını alacaklardı ve bulunursa da paylarına düşenleri alacaklardı. geriye nasıl çalışılacağı hangi saatte gidilmesi, neler götürülmesi gerektiğinin planlaması kalmıştı. böyle bi durumda plan hemen hazırlandı. taş kıracak bir büyük çivi, küçük balyoz, halatlar, mumlar, el fenerleri, erzak, uyku tulumu..herşey alındı. şimdi sıra hangi zamanda gidileceği ve extradan kimlerin gideceği kalmı$tı. ben zaten baştan gönüllüydüm(indiana jones olacağız ya) ve listede bende vardım. 4 kişi içerde çalışacaktı ve 5. kişi sadece arabayla getir götür işinde olucaktı. gece 3.30 gibi yola çıkılacak böylece kimse farketmicekti.

ilk kazı günü.. saat 03.30 (14.05.2004)

üzerime eşofmanlarımı giydim, çantama bere, eldiven, atkı ve hepsi eski olmak üzere bir pantolon aldım. eniştem kapının önüne arabayla geldi ve diğer kişileri alacağımız söyledi. onları da evlerinden altıktan sonra dağ yolunu tutmaya başladık. arabayı eniştemin kardeşi kullanıyordu. o bizi bıraktıktan sonra geri dönecekti ve kararlaştırdığımız saatte bizi bıraktığı yerden alacaktı. 1,5 saatlik dağ yolundan sonra vadinin başında bizi bıraktı. eniştem;

- sen benimle gel. biz önden gidelim diğer 2'sde arkamızdan gelsinler böylece birşey olursa en azından 2 kişi saklanır

dedi.

saklanacaktık da ama kimden? gecenin 5'i olmuştu ve ortalık zifiri karanlıktı. birtek ayın ışığı vadiyi aydınlatıyordu. inanılmaz bir heyecan aldı içimi. tam bir maceranın ortasındaydım. bunu hayatım boyunca unutmayacağım diyerek söyleniyordum. koca vadide bir tek bizim ayak sesimiz vardı. vadi yürüyüşü ortalama 1 saat sürüyor ve biz mağaraya ulaşana kadar hava aydınlanmış oluyordu. böylece köylülerde bizi farketmeden ulaşmış oluyorduk. mağaraya girmeden eski eşyalarımızı giyip, kahvaltı ettik. kahvaltıdan sonra herkes sırayla indi. son kalan eşyaları mağaraya indirip, girişteki ayak izlerini sildi ve halatı çıkartarak ipsiz mağaraya indi. herkes hazırdı çalışmak için. ilk önce 1.yolun sonundan başlayacaktık. çünkü orada ayakta durabiliyorduk ve 4'müzde oraya sığardık. taşları elden ele vererek şu tuzak olan 10 m'lik çukuru doldurmaya karar verdik böylece ilerde tehlike teşkil etmeyecekti. yaklaşık 5 saat çalıştık içeride. öğle saatinde dışarı çıkıp birşeyler yiyip, biraz kestirecektik. tam mağaradan çıkacakken birşeyi farkettik;

"işık hüzmesi" şu defterde bahsedilen mağarının içerisine öğle saatinde süzülen "ışık hüzmesi". kendimi bir an kayıp kenti arayan indiana jones havasına soktum. şaşırdık kaldık. tamda sürünerek gidilen 2. yolu gösteriyordu. biz yanlış yeri mi kazıyorduk??? yukarıya çıktıktan sonra ,2.yolu kazmak yerine, ışık hüzmesinin gösterdiği yeri kazmaya karar verdik ama nasıl yapacaktık? o yolun sonuna bir insan bile zor sığıyordu ve oradan çıkan taşları 10 m'lik çukura nasıl taşıyacaktık? biraz kestirdikten sonra tekrar indik içeriye ve nasıl yaparız diyerek hesaplamaya çalıştık(mühendis bir arkadaşımın olmasını o an çok istedim). eniştemin işçisi bodur bir adamdı ve elinden çok iş gelen biriydi.

- bir bakayım, orada çalışabilirim. bize bidon lazım, 2'ye keseceğiz. içinden halat geçireceğiz. böylece bir ray sistemi yapacağız. ben, yoldan çıkardığımız taşları buna dolduracağım. herkes belli yerde durup çekme görevinde olucak

dedi.

mantıklı geldi ve kabul ettik ancak şu an bunu yapacak malzememiz yoktu. bir dahaki gelişimizde uğraşmamak için mum deliklerine mumları yerleştirdik ve dönüş saatimizi bekledik. döndüğümüzde yaşadıklarımızı bir bir anlattık aile fertlerine. kimileri olumlu bakarken kimileriyse hala bunun bir zaman kaybı olduğunu düşünüyordu.

1 hafta sonra...

bu sefer extradan halatımız ve ray sistemi olacak bir bidonumuz vardı. artık tam anlamıyla çalışacaktık. benim buradaki görevim 2. yolun sonunda fanus şeklinde yerde çalışan kişinin biraz arkasında durup, taşları koyması için yardımcı olmaktı. diğerleri çekmekle görevli olacaktı ve öylede oldu.

yaklaşık 3 ay boyunca her hafta gittik. 10 m'lik çukur artık dolmuştu. mağarının başka yerlerine taşları yığmalıydık. işin en ilginç tarafıysa bizim çalıştığımız yerden aldığımız taşlar, ertesi hafta tekrar çalışmaya gittiğimizde sanki hiç oradan taş almamışız gibi aynı hizada durmasıydı. bu bizi sinir harbine sokmaya başladı. alıyoruz, alıyoruz ama ilerliyemiyoruz, yol bir türlü açılmıyordu. yine bir gün çalışırken koca bir kaya çıktı karşımıza. kırıldı ama 2 saatimizi aldı. o kayayı almamız bize birşeyi farkettirmişti ki bu çok önemli birşeydi bizim için. kayayı aldığımız anda yukarıdan taş parçalarının indiğini farkettik. yani durum şuydu. bizim kayaları almaya çalıştığımız yer, aslında tam bir tuzaktı, bir yıldırma tuzağı;

bir kum saati düşünün. kum saatini ters çevirdiğinizde küçük bir delikten azar azar akar kum. biz oradaki kayaları aldıkça yukarıdan yenileri geliyordu. aslında kocaman bir hunin küçük deliğinden taşları tek tek almak gibiydi ve haklıydıkta.

mağarının tepesine çıktık ve gördüğümüze şaşırdık. kocaman bir delik ve ağzına kadar kayalarla doldurulmuş. biz alttan aldıkça buradaki kayalar aşağıya kayıp tekrar orayı dolduruyordu. ne yapabilirdik? tepeden kayaları alamazdık bizi anında yakalarlardı ve doğal olarak içeriden çalışmalıydık. ama bir şekilde de o kayaların akmasını engellemeliydik. fakat artık sonbahar yaklaşıyordu. kazılara ara vericektik. kışın içeride çalışılması imkansızdı. ilkbaharı bekleyecektik.

ilkbahar ayları ve biz yine peşindeyiz..

ümitler azalmıştı. eski heyacan gidiyordu. çünkü önümüzde büyük bir engel ve kısıtlama vardı. yine çalışmaya gittiğimizin günün öğle yemeği arasında, eniştem yattığı yerden birşeyi farketti. mağaranın girişinde defalarca gelmemize rağmen göremediğimiz birşey. bir koç kafası figürü. hemen incelemeye başladık, acaba bir harita olabilirmiydi. yoksa sadece bir sembolmüydü? birşey çıkartamayınca bunun bir sembol olduğuna karar verdik ve mağarının girişini incelemeye başladık ve yine şaşkına döndük. birşey daha bulmuştuk. bu bir tarih diklemesine kazınmıştı..

1
9
1
8

tam da defterde anlatılan tarihti. bunlar bizim morelimizi arttırmaya yetti ve üstüne üstelik bu sırada annemin başından şöyle bir olay geçti:

annem kat şefliğinden rezarvasyon bölümüne inmişti. artık orada çalışıyordu. otele o günlerde bir aile geldi. bir oğulları vardı ve garip biriymiş annemin anlattığına göre. yani annem deli olduğunu sanmış. annem rezarvasyon odasından çıkarken bunlarda tam o sırada otele giriyorlarmış ve bu çocuk annemi hiç tanımadığı halde yanına gelip;

deli: sana yardım ediyimmi?
annem: ne için yardım edeceksin?
deli: bulamadığın şeyi bulmak için. benide götür oraya ben sana yardım ederim.

annem şok. anne babası gelmiş yanına çocuğun.

- kusura bakmayın oğlumuz biraz gariptir aldırmayın size ona

ve gitmi$ler. aradan 2 gün sonra bu sefer aileyle beraber çocuk annemin yanına gelmişler.

- oğlum durmuyor, sizin yanınıza gelmek istiyor, sana yardım etmek istiyor.

annem: ne için yardım edecek ki?(bilmiyor tavırlarıyla)
deli: uzat elini ben sana yardım ederim

annemde korkmuş uzatmamış elini. daha sonra baba oğluyla gidince. anne bir açıklamada bulunmuş. oğlumuz gariptir, odasına kapanır ve günlerce çıkmaz sadce yemek saatinde yemek götürürüz o kadar demiş. komşularımız hacca gittiklerinde onu hacda çoğu defa gördüklerini, onlara yardım ettiğini söylerler. eğer sana yardım etmek istiyorsa bırak yardım etsin demiş. ama annem bu durumda onu oraya götüremez ve bu olaydan kesinlikle bahsetemezdi. otelden ayrılırken dahi sana yardım et izin ver demiş.

yanlız bu kadar olumlu şeylere rağmen yinede bizi etkileyen bişiler vardı. çalışan 2 işçiden 1'i mide kanaması geçirdi ve birdaha bizimle çalışamayacağını söyledi. artık yılmıştı herkes bende dahil olmak üzere. bizi son sevindiren şey ise;

bir alet götürmüştük, şu altını tespit eden ilk icatlardan. aleti çalıştığımız yerin sonuna getirdiğimizde alet fıldır fıldır dönüyordu..

"altın=karayipler"

bu bir koddu bizim aramızda. hiçbir zaman altın demedik.telefon görüşmelerinde bile karayiplerdi adı ve hep öyle kaldı."karayiplerde hava bugün nasıldı?"

zaman zaman hayallere dalardık. herkes ne alacağını düşünürdü. bu dönemde de hep çalışmaya devam ettik. yaklaşık 2 sene aralıklarla çalıştık(kış, hastalık). hesaplarımıza göre tam 14 kamyon taş çıkardık o yoldan ve huni neredeyse boşalmıştı. yukardan baktığımızda artık çukur bir yer görüyorduk fakat hala taş vardı ve hala çalışılması gerekiyordu.

ihanet...

çalışmalara beni çağırmaz olmuşlardı. bizim aileye pek birşeyde söylenmez olmuştu son zamanlarda. bende kıllanmaya başlamıştım bundan ve olan oldu. annem(biz) pay ortaklarından biriydi ve onu kendi kararlarınca diskalifiye edeceklerdi. yani pay büyüyecekti aralarında ve eniştemler bunu bize yaptılar. anneme türlü türlü iftirada bulundular ve bizi bu olaydan uzaklaştırdılar. çünkü yaklaştıklarını biliyordular. yaklaşmıştıkta. sonuçta bende oradaydım ve son dönemlerde gaz maskesi dahi alınmıştı(metan gazına karşı). elimiz kolumuz bağlı kaldı. ihbar edemezdik çünkü bizde işin içindeydik bizide yakarlardı beraberlerinde. bu iş için kuyumcu dükkanı dahi açılmıştı. şu an hala var. içlerinden biri istanbula gidip altın eritmeyi ve tekrar işlemeyi öğrenmişti. çünkü orada bulucağımız altınlar külce halinde olacaklardı ve muhtemelen üzerlerinde fransız damgası olucaktı ve piyasaya tekrar dönüştürülmüş şekilde sunulacaktı. bizeyse para olarak dönücekti.

buldular mı acaba?

evet bence buldular..buraya kadar geldiler dünyanın masrafını yaptılar bundan sonra kim yarı yolda bırakır ki bu işi hem de bu kadar ipucu bu kadar olay birbirini tutarken? hatta anneme kızgınlıkları sırasında anneme ağızlardan birşeyi kaçırdılar.
- bulduklarımızdan alamayacaksın!

ve sonra kıvırmaya çalıştılar ama nafile o sözü duymuştuk bir defa. tahminimce ilk odaya ulaştılar. küçük olan odaya..

şimdilerdeyse tekrar gitmeyi düşünüyorum ama tuzak ya da benzeri birşey yapmış olabilirler. çünkü benim oraya gitme ihtimalimi çoktan düşünmüşlerdir ve bulduysalar bile oradan hızlı bir şekilde çıkarmışlardır..ama herşeye rağmen bir kaç arkadaşımla tekrar gideceğim. sonuçta bizim de hakkımız bizim de emeğimiz bizim de bilgimiz vardı orada ama hakkı olanlar için(bizde dahil) acaba gerçektende hakkımız varmı onları almamıza? eğer gerçektende emin olabilsem devletin bu tür birşeyi bulduğunda ülkesindeki bütün fakirlere inanılmaz olanaklar sağlayabileceğini bilsem bir dakika düşünmem söylerdim..

önemli not: bu yazıyı 4-5 sene evvel kızgınlığımla, ayrıntılarıyla yazmıştım bir foruma. o zamandan bu zamana çok şeyler değişti. rivayete göre bu yazıyı okuyan holdingin ileri gelenlerinden biri "hazır, biz de tam da o bölgeye fabrika kuracaktık, kurmuşken tam oraya kuralım, burda da böyle gerçekçi bir olay var " demiş. bu olayın aile macerasından çıkıp işin içine türkiyenin saygın bilinen bir holdingininde dahil olduğunu duymak ve inanmak adına geçtiğimiz yaz arkadaşımla motora atlayıp o bölgeye gittik ve bilin bakalım o vadi de ne vardı?

yüzlerce çalışanıyla, şantiye bölgesine girilmez tabelasıyla, tam da mağarının bulunduğu yerde kocaman bir araştırma fabrikası.. vayyy be dedim. adamlar harbi harbi gelmişler kocaman fabrika kurmuşlar.

tesadüf mü dersiniz? böyle bir olayı yaşadıktan sonra, tesadüf ihtimalini vermekte zorlanıyorum. evet orada bir fabrika var ve gerçektende yapması gereken işi yapıyor. bir zamanlar tepeden bakıpta o yarığı görmek yerine artık, şantiye araçlarını, o koca fabrikayı görünce insan içleniyor. keşke demek istemezdim ama ne yazık ki keşke diyorum. daha bir gençtik sanki. siz olsanız ne yapardınız?
:tsk Elinize Sağlık Ustam Saygılar. :tsk

tevfik
Mesajlar: 88
Kayıt: 15 Mar 2010, 13:57
Konum: Manisa/Fethiye

Re: Gerçek bir define hikayesi

Okunmamış mesaj gönderen tevfik » 14 Mar 2012, 22:24

GiryaN yazdı:Yeri bilen varsa söylesin gerçekten merak ettim.:) Her definecinin hayali böyle bir iş işte definecilik diyoruz ya boşuna demiyoruz peşinden koştuğumuz bazıları için hayali şeyler fakat bizim için değil 70 yaşınada gelsek bulacaz arkadaş ! :)
Vallahi Sayın GiryaN Ustam Ben Size İmreniyorum Maşşallah Çok Azimlisiniz İnşallah Siz Bu Azminizle Aradığınızı Bulursunuz Ben 70 e yakın oldum ama yinede bulamadım ama Allah Yardımcınız Olsun Derim Saygılar.

Cevapla

“SERBEST KÜRSÜ” sayfasına dön